22 Aralık 2014 Pazartesi

Sarıkamış Harekatı'nın 100. Yıldönümü Anısına



SARIKAMIŞ HAREKATI’NIN GENEL SEYRİ
ÜÇÜNCÜ ORDU
            Osmanlı Devleti’nde kuzey ve doğu bölgelerini korumakla görevli ordu Üçüncü Ordu idi. Başlangıçta Balkanlar'da Selanik merkezli olan ordu 1. Dünya Savaşı ile Erzurum’a taşınmıştır. İlerleyen yıllarda çeşitli nedenlerden dolayı ordu karargahında değişiklikler yapılmış ancak genel olarak doğu bölgesinde tutulmuştur. 1908 yılında II. Meşrutiyet'e destek vermiş ve bu hareketin temel askeri kanadını teşkil etmiştir.
            Birinci Dünya Savaşı sırasında Rus Kafkas Ordusu, Ermeni Gönüllü Tugayları, Ermeni milisleri gibi çeşitli guruplarla mücadele etmiş ardından Sarıkamış Harekatı'nda ezici bir darbe alarak silik bir güç halinde varlığını devam ettirmiştir.

            SARIKAMIŞ HAREKATI
            Kafkas Cephesi, genel olarak bakıldığında, Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin açmış olduğu taarruz cephelerinden biridir. Ancak Sarıkamış hadisesi için bu durum pek de geçerli değildir. Zira ilk saldırıyı Doğubeyazıt'ın kuzeyinden saldırmak münasebetiyle Ruslar yapmıştır. Ufak çaplı tacizlerin ardından gelen bu saldırı 93 Harbi ile kaybedilen Türk ellerini kurtarmak isteyen halk için adeta fitili ateşleyen bir kıvılcım mahiyetine bürünmüştür.
            Savaş hazırlıkları başladığında hem orduya hem bölge halkına bir gayret gelmiştir. Bu durumu savaşta miralay olarak görev yapmış olan Şerif İlden hatıralarında "…kışın şiddetine bakmayarak kadınlar ve çocuklar güle oynaya Erzurum’a kadar sırtlarında ve kucaklarında cephane taşıyacak kadar gayret gösterdiler ve bu toprağın en büyük ve hakiki sahiplerinin ancak kendileri olduğunu tahammülsüz fedakârlıkla ispat ettiler. Halkın yardımlarından elde edilen 15-20 bin kat fanila, çorap, çamaşır gibi eşya Erzurumlular tarafından orduya verildi. Bu yardımlar sonucunda orduya neşe ve direnç geldi." sözleriyle belirtmiştir. Harekat'ın başarısız olmasındaki en büyük etken elbette lojistik yetersizlikti. Türk askeri giyecek ve erzak bakımından oldukça yetersiz durumdaydı. Orduya erzak, kışlık giyecek ve cephane taşıyan Bahriahmer, Bezmialem, Mithatpaşa ve Derne adlı gemilerin Karadeniz'de Rus Donanması tarafından batırılmaları, harekatı etkileyen önemli hadiselerin başında gelmektedir.

            Enver Paşa'nın harekat konusundaki planı Üçüncü Ordu'nun ikisi kuvvetli birisi zayıf olmak üzere üç kıtaya bölünmesi suretiyle kuşatıcı bir operasyon düzenlemekti. Neredeyse bütün askeri uzmanların görüşü, Rus kuvvetlerinin arkasına sarkmanın amaçlandığı bu planın mantıklı olduğu yönündedir.

            İstanbul'dan Erzurum'a gelerek Üçüncü Ordu'nun başına geçen Enver Paşa, "Askerler! Hepinizi ziyaret ettim. Ayağınızda çarığınızın, sırtınızda paltonuzun olmadığını gördüm. Lakin, karşınızdaki düşman sizden korkuyor. Yakın zamanda taarruz ederek Kafkasya’ya gireceğiz. Siz orada her türlü nimete kavuşacaksınız. Alem-i İslam’ın bütün ümidi, sizin son bir himmetinize bakıyor." şeklinde yayınladığı beyanname ile 18 Aralık 1914 tarihinde birliklere taarruz emrini vermiştir. Bu noktada üzerinde durulması gereken bir husus Enver Paşa'nın aceleci davranmasıdır. Konu ile ilgili olarak Ziya Nur Aksun, "Enver Paşa ve Sarıkamış Harekatı" isimli eserinde şu tespiti yapmaktadır: ""Diğerlerinin ayak sürümelerine rağmen, Enver’in harekatta ısrar etmesi, vukuata göre haklı ve çok isabetli görünmektedir. Çünkü, harekatta yapılacak her gecikme, Ruslar’ın Sarıkamış’taki vaziyetini kuvvetlendirecektir." Zira Ruslar ellerinde bulundurdukları demiryolu istasyonları ile her geçen gün bölgeye takviye birlikler, askeri teçhizat ve lojistik destek sağlamaktaydı. Bu duruma mukabil Türk ordusunun ekseriyatını teşkil eden; sıcak iklim bölgelerinden doğuya sevk edilmiş ılıman iklime alışkın askerler giyecek sıkıntısından ötürü her geçen saat daha da zayıf düşüyordu. Bu durumun yanında ordunun yiyecek stokları da pek iyi durumda değildi. Sarıkamış Harekatı'nda 83. Alay komutanı olarak görev yapmış olan Tuğgeneral Ziya Yergök anılarında çok güzel izah etmiştir: ""Orduyu hareketsiz, boşu boşuna durdurmak, tatbikatla uğraştırılsa bile iyi bir şey olmazdı. Muharebeye giren ordu, sonuna kadar muharebe ile uğraşmalıdır. Ordu uygun olmayan şartlar altında bekletilirse, her türlü bulaşıcı hastalıktan erir, mahvolurdu. Düşmanlarımızın yiyecek, içecek, giyecek, yakacak ve cephane kaynakları bitmez tükenmez derecede bol olduğu için, muharebeyi uzatarak kazanmak istiyorlardı. Bu kaynaklar bizde ve müttefiklerimizde az olduğu için, istiyorduk ki bir an önce zafer kazanalım. Bu yüzden taarruz yaza bırakılamaz, sınırlı kaynaklarla muharebe uzatılamazdı."

            Sarıkamış Harekatı’nda Enver Paşa’nın bu tutumu ile ilgili olarak Alman General Liman Von Sanders her ne kadar da kendisinin şahsi hırs ve ihtiraslarının peşinden gittiğini söylemiş olsa da aslında durum Enver Paşa’nın ordusu için en iyi kararı vermesinden ibarettir. 


            Taarruzun Birinci Günü – 22 Aralık 1914
            9. Kolordu’nun sağ ön kolunu oluşturan 29. Tümen Lafsor-Kızılkilise hattına, bu tümenin gerisinden ilerleyen 17.Tümenise Verintop-Kenesor Hattına varmıştır. Sol kolu teşkil eden 28. Tümen ise Şekerli kuzeyinde Kigani-Narman yoluna varmıştır.
            10.Kolordu, ön tarafta 30.Tümen arkasında 32.Tümen düzeni ile Kaleboğazı-Oltu genel doğrultusunda Allahuekber Dağları-Kosor istikametinde ilerlemeye başlamış, çeşitli mevkilerde Ruslara ait artçı kuvvetlerle çatışmalara girmiş ve ufak tefek malzemeler ele geçirmiştir. Akabinde 32. Tümen’in İslamkotik bölgesini ele geçirmesiyle 10.Kolordu Karargahı buraya taşınmıştır.
            11.Kolordu Aras Nehri kuzeyinde kalarak Rusların dikkatini bu bölgeye yoğunlaştırmasını amaçlamış, bu nedenle oyalayıcı ufak taarruzlarda bulunmuştur.
            Harekatın ilk günlerinde hissedilebilir bir Türk üstünlüğü göze çarpmaktadır. Fakat ilerleyen günlerde çeşitli eksikliklerin daha önemli sıkıntılara sebebiyet vermesi bu durumun değişmesine neden olacaktır.
            Birlikler ilerledikçe telefon hatları çekilmiş, ancak malzeme ve personel yetersizliğinden dolayı iletişim sağlanamamıştır. Bu iletişim eksikliği harekat planının sağlıklı işlemesini etkilediği gibi 10.Kolordu’ya bağlı 31. ve 32. Tümenlerin bazı birliklerinin düşman zannı ile birbirleriyle savaşmasına neden olmuştur.
           
            Taarruzun İkinci Günü – 23 Aralık 1914
            3.Ordu karargahı, 9.Kolordu ile birlikte Narman’a gelmiştir. 9.Kolordu’nun böyle ilerleme kaydetmesinin ardından Rus Kafkas Ordusu Başkumandan Yardımcısı, Enver Paşa tarafından Sarıkamış Grubu’nun sağ tarafının kuşatıldığını belirterek Sarıkamış’ın tehlike altında olduğunu bildirmiştir. Bu tarihte 9.Kolordu’ya bağlı birlikler Rusları Oltu’nun doğusuna atmayı başarmış, 1000 esir, 4 top, 4 makineli tüfek ele geçirilmiştir. Aynı gün, 31. ve 32. Tümenler birbirleriyle savaşmış ve yaklaşık 1000 askerimiz şehit olmuştur.
            11.Kolordu gösteriş taarruzlarını artırmış ve bu sayede Rusların dikkatini kendi üzerine çekmek sureti ile 9. ve 10. Kolorduların işini kolaylaştırmıştır. Bu bilgiler neticesinde harekatın ilk iki gününün Türkler adına umut verici olduğunu söylemek mümkündür.

            Taarruzun Üçüncü Günü – 24 Aralık 1914
            24 Aralık günü Rus Kafkas Ordusu Erkan-ı Harbiye’si yaptığı görüşmelerde orduların geri çekilmesi durumu üzerinde durmuş ancak bu görüşmeler esnasında Sarıkamış’ın demiryolu bağlantısının yardım alınmasını kolaylaştıracağının da üzerinde durulmuştur.
            9.Kolordu’ya bağlı 29.Tümen Bardız’ı ele geçirerek oldukça stratejik bir noktayı kontrol altına almayı başarmıştır. Bu tarz olumlu gelişmelerin ardından Enver Paşa, Sarıkamış’a girilmesi emrini vermiştir. 24 Aralık tarihinin harekâtta dönüm noktası olduğunu söylemek pek de yanlış olmaz. Zira Binbaşı Nasuhi Nasuhi Bey’in Ruslara esir düşmesiyle düşman harekât planını öğrenmiş ve bu çerçevede yeni kararlar almıştır. Ayrıca bu tarihte 9. ve 10. Kolordular ağır hava şartları nedeniyle ciddi kayıplar yaşamışlardır.
24 Aralık 1914 tarihinde 11.Kolordu için bir belirsizlik hakimdir zira sis her tarafı kaplamış ve düşmanın ne yapmaya çalıştığı ile ilgili olarak bir fikir edinilmesini imkansız kılmıştır. Ancak sisin ortadan kalkmasıyla 33.Tümen birlikleri yaptıkları başarılı saldırılarla Rus birliklerini dağıtmış ve geri çekilmek zorunda bırakmışlardır.
Taarruzun Dördüncü Günü – 25 Aralık 1914
25 Aralık günü Enver Paşa’nın talimatıyla Türk taarruzunun başladığı gündür. 9.Kolordu 29.Tümeni ile Sarıkamış’a hareket etmiştir. 10.Kolordu’nun da bölgeye intikal etmesiyle birlikte Sarıkamış’a girildiğinde birliklerin sayısında büyük bir azalma olduğu ortadaydı. Soğuk, açlık ve tifüs gibi salgın hastalıklar Türk ordularını eritmişti. 25 Aralık tarihinde Sarıkamış’ın zapt edilememesi kaçırılan en büyük fırsat olmuştur. Oysa 25 Aralık günü oldukça yorgun ve bitkin düşen birliklerin dinlenmesi amacıyla taarruz durdurulmasaydı, henüz yeterince önlem alamamış olan Ruslardan hedeflenen Sarıkamış’ın alınması an meselesiydi.
Taarruzun Beşinci Günü – 26 Aralık 1914
Kolorduların birbirinden 20 Aralık tarihinde ayrılmasından sonra 3.Ordu Merkez Karargahı ile Allahuekber Dağları’nı aşarak gelen 10.Kolordu arasında ilk bağlantı bugün kurulmuştur.
9.Kolordu’da, bir önceki gün yapılan taarruzun ardından çevredeki ormanlara dağılan eratın toplanması zarureti doğmuştur. 9.Kolordu ile birleşmek için Hafız Hakkı Paşa önderliğinde Allahuekber Dağları’nın en yüksek tepelerini aşan 10.Kolordu yolculuk esnasında mevcudunun 1/3’ünü kaybetmiştir.
9.Kolordunun yaptığı taarruzların ardından birlikleri dağılmıştır. Her ne kadar dağılan eratın toplanması için çeşitli çalışmalar yapıldıysa da emir komuta zincirinde büyük aksaklıklar baş göstermiş, bu da harekâtın seyrini etkilemiştir.
Orduların büyük ölçüde asker kaybetmesi hem moral bozukluğuna neden olmuş hem de bunun beraberinde getirdiği çeşitli eksiklikler harekâtın kırılma noktası olmuştur. 26 Aralık 1914 tarihi rollerin değiştiği gün olmuş ve Ruslar Sarıkamış’taki vaziyetlerini güçlendirmelerinin akabinde taarruzlara ağırlık vermişlerdir.

            Ruslar, gittikçe kötüye giden hava şartlarını da fırsat bilerek 4 Ocak 1914 tarihinde kesin hücuma geçmişlerdir. 5 Ocak tarihindeki Rus taarruzunda 9. Ve 10. Kolorduların başında bulunan Enver Paşa 11. Kolordu’dan beklediği yardımı bulamamış ve bunun üzerine vasiyetini kaleme almıştır: “Ruslara taarruz edildi, fakat mağlup edilemedi. Şimdi, 11. Kolordu ve süvari fırkasını bekliyorum. Gelir ve yetişirse, düşmanı bozacağım. Fakat gelmeden düşman, zayıflamış kıtalarımıza taarruz eder ve taarruzda muvaffak olursa, o vakit ordu mahvolmuş demektir. Şimdiye kadar asker ve zabitler, hiç kusursuz harp ettiler. Her manevrayı yaptılar. Bu halde vasiyetim: Ben vazifemi yaptığımı sanıyor ve öyle ölüyorum. Düşmana, sonuna kadar karşı koyunuz. Her halde sonunda muvaffak olacağız. Ben, kalben müsterih olarak ölüyorum. Yaşasın dinim, vatanım, padişahım!”.
            5 Ocak tarihinde gerçekleşen Rus taarruzu artık rollerin değiştiğini gösteriyordu. Enver Paşa son bir umut olarak 11. Kolordu’yu tekrar işlevsel hale getirmek amacıyla bölgeden ayrılmış ve bölgedeki birliklerin komutanı olarak Hafız Hakkı Paşa’yı atamıştır. Enver Paşa 11. Kolordu ile bölgeye geri dönmenin planını kurarken Hafız Hakkı Paşa orduları başarılı bir çekilme planı ile yeni bir savunma hattında tutundurmayı başarmıştır. Bunun üzerine Enver Paşa, “Askerler! Hemen bir ay oluyor ki, içinizde bulunarak günlerce devam eden muharebelerde, düşmana nasıl saldırdığınızı gördüm. Bu uğurda sarf ettiğiniz gayretler, hiçbir vakit kaybolmayacaktır. Bundan dolayı sizi, Padişahınız ve Halifeniz başta olduğu halde, bütün millet tebrik ediyor. Ben yine İstanbul’a dönüyorum. İnşallah, bundan sonra da büyük muvaffakiyetler kazanarak, düşmanı bir daha baş kaldırmayacak derecede kahreder ve şehitlerimizin ruhunu şad edersiniz. Sizi Allah’ın birliğine havale ederim. Unutmayınız ki, Allah her an yardımcınızdır.” Şeklinde bir beyanname yayınlayarak İstanbul’a geri döner.

            Sarıkamış Harekâtı’nda, kaybedilen asker sayısı ile ilgili olarak çok farklı rakamlar zikredilmektedir. Liman Paşa’ya göre 42.000 askerimiz şehit olmuştur ancak birçok tarihçi bu sayının 50.000 ila 60.000 arasında olduğunu kanısındadır. 90.000 rakamı ise sadece Rus resmi kaynaklarında geçmektedir. Rus ordusu ise açıklanan resmi kaynaklara göre 32.000 asker kaybetmiştir ancak resmi kaynakların dışına çıkıldığında bu sayının artış gösterdiği bilinmektedir.
            Sarıkamış Harekatı, askeri bir yenilgi ve Türk Milleti’nin yazdığı destanlardan yalnızca biridir. Sarıkamış Harekatı değerlendirilirken akıldan çıkarılmaması gereken en önemli nokta budur.
            Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Murathan AKTÜRK
           
Aksun, Ziya Nur, Enver Paşa ve Sarıkamış Harekatı, Yay. Haz. Erol Kılınç, İstanbul, 2006
Alşan, Songül, Sarıkamış Kuşatma Harekatı Ve Şehitlikleri, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2014

Tekin, Zafer (2014), Sarıkamış Harekatı, http://sahipkiran.org/2014/01/02/sarikamis-harekati/ erişim:17 Aralık 2014

8 Aralık 2014 Pazartesi

1 Aralık 2014 Pazartesi

Korkmuyorum Seni Sevmekten - Talha Bora Öge

Kaçmaya çalıştığın gerçek,
Bir gün karşına çıkacak.
Ve işte o gün
Kaçacak yerin olmayacak.
Ben senin varlığını seviyorum,
Yokluğunu seviyorum
Sana ulaşamadığım dakikalarda.
Seni duymayı
Seni özlemeyi
Hiç görmesem bile seninle olmayı seviyorum.
Hiç korkmuyorum seni sevmekten.
Senin gülüşünü seviyorum.
Her bana bakışında
Gözlerinde okuduğum o duyguyu
Gözlerindeki gözlerimi seviyorum.
Gönlünü seviyorum
Özünü seviyorum senin
Dudaklarındaki sözlerimi seviyorum
Yine de korkmuyorum seni sevmekten.
Ben sendeki o sıcaklığı
Sana olan uzaklığı seviyorum.
Yanaklarından akan gözyaşlarını
En çok, dağınık olduğunda saçlarını
Beni arayan ellerini seviyorum.
Yalnızlığımı seviyorum sebebi sensen
Ayrılığını seviyorum,
En çok yalnız kaldığımda
Beni bulan gönlünü seviyorum.
Ben en çok senin bana olan
Sevgini seviyorum.
İçimden haykırmak geliyor.
Dünyaya sığdıramadığım seni
Kalbime sığdırmak geliyor.
Ağlamak geliyor seni görmezsem
Özlemek geçiyor içimden seni
Sevmek geçiyor.
İçimden sana doğru giden
Bin bir türlü yol geçiyor.
İçimden sen mutlu olacaksan
Ölmek bile geçiyor gülüm.
Yine de korkmuyorum seni sevmekten.
Ben yalnızca seni seviyorum,
Ne o muhteşem güzelliğin
Ne kalbimdeki özelliğin
Ne de sevdiğim için değil,
Seni yalnızca sen olduğun için,
Ruhun için
Kalbin için
Aklın ve sevgin için seviyorum seni.
Ben seni en çok kendim için seviyorum
Belki de ilk defa bencil oluşumu
Sana borçlu olduğum için.
Seni her şey için seviyorum.
Ve sahip olmadığım
Hiçbir şey için.
Yine de korkmuyorum seni sevmekten.
Her dakika seninle olmayı seviyorum.
Gözlerimi her açtığımda
Aklıma gelişini seviyorum.
Her gece uyumadan önce
Seni sevdiğim aklıma gelince
Sensiz uyumayı bile seviyorum
Uyumadan önce seni düşününce.
Ben seni en çok
Umutsuzluğumda beni bulduğun için seviyorum.
Yine de korkmuyorum seni sevmekten.
Ben seni bu şehirde olduğun için değil
Benimle aynı toprağa ayak bastığın için
Benimle aynı gökyüzünü paylaştığın için seviyorum.
Geceleri benim yüzüme vuran ay ışığı
Senin de gözlerine vurduğu için seviyorum.
Benim kemiklerimi ısıtan yaz güneşi
Sana da sıcaklık veriyor diye seviyorum seni.
Beş bin yaşındaki bu dünyada
Benimle aynı zamanı paylaştığın için seviyorum.
Ben seni benimle yaşadığın için
Benden hiç gitmediğin için seviyorum
Beni hiç terk etmediğin için.
Ellerini seviyorum tanrıya açıldığında
Kalbini seviyorum kapıları açıldığında
Ve gözlerini seviyorum
Her karşımda kapanıp açıldığında.
Bana baktığında
İçimde yakaladığın coşkumu seviyorum,
Her bana baktığında
Seni sevdiğimi hatırlamayı seviyorum.
Yine de korkmuyorum seni sevmekten.
Her kibrit çaktığımda
Alevin içinde seni görmeyi seviyorum.
Her sigara yaktığımda
Dumanın şeklinde seni görmeyi seviyorum.
Her bana baktığında
O kadar çok seviyorum ki seni sevmeyi
Yalnızca sen olduğun için hayatımda
Kendimi bile seviyorum
Sen olunca aklımda.
Kalbimi seviyorum seni seviyor diye
Gözlerimi seviyorum seni görüyor diye.
Ruhumu seviyorum, senin ruhuna
Bu kadar yakın diye.
Varlığımı seviyorum,
Sırf sana borçlu olduğum için
Mutluğumu seviyorum.
Gülümsememi seviyorum seni düşününce
Ayakta kalışımı seviyorum sebebi sen olunca
Yine de korkmuyorum seni sevmekten.
Ben sana olan sevgimi yazan
Kalemimi seviyorum.
Senin adını yazdığım kağıdı seviyorum.
Sana olan sevgime benzettiğim
Her sevgiyi seviyorum.
Bana seni hatırlatan her şeyi
Sana giden yolları seviyorum.
O kadar çok seviyorum ki seni
Seni kaybetmek korkusunu bile,
İçinde yalnızca, sen olduğun için
Sana karşı duyduğum bir duygu olduğu için
Korkumun sebebinde sen olduğun için seviyorum.
Yine de korkmuyorum seni sevmekten.
Yine de korkmuyorum seni sevmekten.
Seni seviyorum.


Talha Bora Öge



Ayrılık Sevfaya Dahil - Attila İlhan

açılmış sarmaşık gülleri 
kokularıyla baygın 
en görkemli saatinde yıldız alacasının 
gizli bir yılan gibi yuvalanmış 
içimde keder 
uzak bir telefonda ağlayan 
yağmurlu genç kadın 



rüzgâr 
uzak karanlıklara sürmüş yıldızları 
mor kıvılcımlar geçiyor 
dağınık yalnızlığımdan 
onu çok arıyorum onu çok arıyorum 
heryerinde vücudumun 
ağır yanık sızıları 
bir yerlere yıldırım düşüyorum 
ayrılığımızı hissettiğim an 
demirler eriyor hırsımdan 




ay ışığına batmış 
karabiber ağaçları 
gümüş tozu 
gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar 
yaseminler unutulmuş 
tedirgin gülümser 
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var 
çünkü ayrılık da sevdâya dahil 
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili 
hiç bir anı tek başına yaşayamazlar 
her an ötekisiyle birlikte 
herşey onunla ilgili 

telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar 
gittikçe genişleyen 
yakılmış ot kokusu 
yıldızlar inanılmayacak bir irilikte 
yansımalar tutmuş bütün sâhili 
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var 
öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil 
çünkü ayrılık da sevdâya dahil 
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili 



yalnızlık 
hızla alçalan bulutlar 
karanlık bir ağırlık 
hava ağır toprak ağır yaprak ağır 
su tozları yağıyor üstümüze 
özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır 
eflatuna çalar puslu lacivert 
bir sis kuşattı ormanı 
karanlık çöktü denize 
yalnızlık 
çakmak taşı gibi sert 
elmas gibi keskin 
ne yanına dönsen bir yerin kesilir 
fena kan kaybedersin 
kapını bir çalan olmadı mı hele 
elini bir tutan 
bilekleri bembeyaz kuğu boynu 
parmakları uzun ve ince 
sımsıcak bakışları suç ortağı 
kaçamak gülüşleri gizlice 
yalnızların en büyük sorunu 
tek başına özgürlük ne işe yarayacak 
bir türlü çözemedikleri bu 
ölü bir gezegenin 
soğuk tenhalığına 
benzemesin diye 
özgürlük mutlaka paylaşılacak 
suç ortağı bir sevgiliyle 



sanmıştık ki ikimiz 
yeryüzünde ancak 
birbirimiz için varız 
ikimiz sanmıştık ki 
tek kişilik bir yalnızlığa bile 
rahatça sığarız 
hiç yanılmamışız 
her an düşüp düşüp 
kristal bir bardak gibi 
tuz parça kırılsak da 
hâlâ içimizde o yanardağ ağzı 
hâlâ kıpkızıl gülümseyen 
-sanki ateşten bir tebessüm- 
zehir zemberek aşkımız

Attila İlhan


An Gelir - Attila İlhan

an gelir
paldır küldür yıkılır bulutlar
 gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet
  o eski heyecan ölür
an gelir biter muhabbet
 çalgılar susar heves kalmaz
  şatârâbân ölür

şarabın gazabından kork
 çünkü fena kırmızıdır
  kan tutar / tutan ölür
sokaklar kuşatılmış
 karakollar taranır
  yağmurda bir militan ölür

an gelir
ömrünün hırsızıdır
 her ölen pişman ölür
  hep yanlış anlaşılmıştır
   hayalleri yasaklanmış
an gelir şimşek yalar
masmavi dehşetiyle siyaset meydanını
 direkler çatırdar yalnızlıktan
  sehpada pir sultan ölür

son umut kırılmıştır
 kaf dağı'nın ardındaki
  ne selam artık ne sabah
   kimseler bilmez nerdeler
    namlı masal sevdalıları
evvel zaman içinde
 kalbur saman ölür
kubbelerde uğuldar bâkî
 çeşmelerden akar sinan
  an gelir
   -lâ ilâhe illallah-
    kanunî süleyman ölür

görünmez bir mezarlıktır zaman
 şairler dolaşır saf saf
  tenhalarında şiir söyleyerek
   kim duysa / korkudan ölür
-tahrip gücü yüksek-
 saatli bir bombadır patlar
  an gelir
   Attila ölür




Attila İLHAN

Ben Sana Mecburum - Attila İlhan

Ben sana mecburum bilemezsin 
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum 
Büyüdükçe büyüyor gözlerin 
Ben sana mecburum bilemezsin 
İçimi seninle ısıtıyorum. 

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor 
Bu şehir o eski İstanbul mudur 
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor 
Sokak lambaları birden yanıyor 
Kaldırımlarda yağmur kokusu 
Ben sana mecburum sen yoksun. 

Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur 
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur 
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan 
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu 
Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından 
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman 
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu 

Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor 
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor 
Durup köşe başında deliksiz dinlesem 
Sana kullanılmamış bir gök getirsem 
Haftalar ellerimde ufalanıyor 
Ne yapsam  ne tutsam nereye gitsem 
Ben sana mecburum sen yoksun. 

Belki haziran  da mavi benekli çocuksun 
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor 
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden 
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun 
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor 
Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin 
Kötü rüzgar saçlarını götürüyor 

Ne vakit bir yaşamak düşünsem 
Bu kurtlar sofrasında belki zor 
Ayıpsız   fakat ellerimizi kirletmeden 
Ne vakit bir yaşamak düşünsem 
Sus deyip adınla başlıyorum 
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin 
Hayır başka türlü olmayacak 
Ben sana mecburum bilemezsin. 

Attila İLHAN

Mutlak Seveceksin - Hüseyin Nihal Atsız


Sevda gibi bir gizli emel ruhuna sinmiş;
Bir haz ki hayalden bile üstün ve derinmiş.
Gökten gelerek gönlüne rüzgar gibi inmiş,
Bir sır ki bu,ölsen bile açamazsın...

Anlatması imkansız olan öyle bir an ki,
Hülyadaki ses varlığının gayesi sanki...
Bak emrediyor:Daldığın alemden uyan ki,
Mutlak seveceksin beni, bundan kaçamazsın...

Kalbin benim olsun diyorum,çünkü mukadder...
Cismin sana yetmez mi? Çabuk kalbini sök,ver!
Yoktur öte alemde de kurtulmaya bir yer!
Mutlak seveceksin beni,bundan kaçamazsın...

Ram ol bana,ruhun yeni bir aleme girsin...
Yazmış kaderin:Aşkıma ömrünce esirsin!
Aklınla,şuurunla,hayalinle bilirsin.
Mutlak seveceksin beni,bundan kaçamazsın...