Senin için hiçbir
şey ifade etmeyen anlatılarımın yerini bana dair ben hiçbir şey getiremeyeceksin
yerine. Şimdi o nehrin karşısındayım. Hatırlar mısın sana resmini gönderdiğim o
nehir, berraklığıyla ve güzelliğiyle sana benzettiğim o nehir. O nehre bakıp
içimdeki seni görmeye çalışıyorum. Bende bıraktığın izleri, anıları ve her ne
varsa işte şimdi hepsi karşımda. Sen hiç sevdin mi bir şeyi aynı bağlılıkla?
Bende bıraktığın anılardan çok geride kalan izleri görüyorum burada –zaman hala
ilerliyor mu?-. Yanlış giden bir şeyler olmalıydı, yaması yapılamayacak kadar
büyük. Sana kızıyorum sonra... Kendime kızıyorum... Ardından susuyorum. Ben
ancak susarak alışıyorum bu duruma –bazen de yazarak-. Uzaklara ait olduğumu düşünüyorum
sonra, hiçbir zaman ait olamadığım uzaklara, artık yetmiyor buralar, sessizlik
farklı bir biçimde burada. İçimden sessiz bağrışmalar geçiyor. Bildiğin gibi
değil, yazdığım gibi artık.
Mevsimsiz Sohbet'ten
