sek yazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sek yazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Şubat 2015 Cumartesi

Ne Vakit

Şu an biliyorum beklediğim bir anda mı, yoksa ansızın mı karşılaşacağımızı. Ama bu neyi değiştirir, yoksa sen hiç burada olmadın mı? Bir zaman örüntüsünden ibaret. Seçemiyorum hangisi hayat olan bu muydu? Var ya da yok ne fark eder seçemiyorum zaten, ne hissettiğimi, ne yaşadığımı, ne yazdığımı. Farkında olmadan yazıyorum bir solukta kaybettiklerimi. Kazanmak kadar kolay olmuyor kaybetmek, kötüye hep daha zor alıştım.


Mevsimsiz Sohbet

17 Şubat 2015 Salı

Adını Her Duyduğumda

Şimdi daha iyi anlıyorum yokluğunun nasıl bir varlık olduğunu, aslında bu bana adanmış ikinci bir şansmış hayata bıraktığım yerden devam edebilmem için. Uzun sessizlikler düşünmek için ayrılmış hesapsız zamanlarmış. Aklımın almadıkları, hayatın benden gizlice almaya çalıştıklarıyla çakışan bir oyun örgüsünden ibaretmiş. Artık önemsemiyorum bunları. Çünkü düştüğümü sandığım kuyunun beni diğer yollardan öte başka bir yere götürdüğünü hesaplayamamıştım. Artık önemli değil duvarların rengi, kırmızı da akıp gidiyor zaten, duvarlar da tutmadıktan sonra daha ne yapabilirim ki? Gizlenmiş önceden, yazılan onca şey. Tekrara düşmeden devamını getirebilirim artık. Şimdi o kuyunun başından farklı bir yoldayım. Artık her ismini duyduğumda kulaklarımda aynı çınlama, dudaklarımda kelimelerin birikmesinden oluşan hüzün olacak. Ama sen boş ver beni. Ha duvarlar mı? Bırak istediği gibi kalsın.


Mevsimsiz Sohbet

Yanlış Olma Olasılığı

Yanlış olma olasılığından ötürü doğru olma olasılığını göz ardı ederek, yaşan(a)mamışlıklar biriktiririz bu yolda. Belki de en büyük pişmanlık bu olacaktır yolun sonunda Tekrar yazmak tekrar hatırlamak. İstedim ama dile kolaydır unutmak. Sonsuzluğun sonu beyaz ince çizgi. Basıyorum yerim sağlam yok başka belirti. Yazmak demek döngünün devinimi. Herkese yetecek kadar fark var. Benimki de üstünde durduğum çizgi. Ses devam ediyor, çok uzakta değil. Nefes alıp veriyorum, yaşıyorum o zaman, tekrara gerek yok. Aceleye getirilen bir yaşam, bir hikâye, yeniden kurgulananın oluşturduğu umarsızlık. Gözlerin aklımın fuhşanesi, aynaya batkımda gördüğüm kadar hayal. Belki de bir “hiç” kendimden geriye bıraktığım…


Mevsimsiz Sohbet

9 Şubat 2015 Pazartesi

Ay Işığı


Ne de çok kalabalıktık yalnızlık içinde. Hayat en çok da sana haksızlık ederdi. Aşkı bulmak adına aşktan kaçardın ve hiç kimse bunu bilmezdi. Ay ışığı vururdu düşlerime o karanlık odada. Masanın üzerinde tek sigara, karşımda dudaklarına bardağı götüren sen... Hiçbir şeyi umursamaz tavrında yatıyordu her şeyi umursayan halin. Ay ışığının vurduğunun vurduğu o rutubetli odada izlerdim cinayete benzeyen gülüşünü. 


Mevsim​siz Sohbet



5 Şubat 2015 Perşembe

Geçmişin Gölgesi

Tek bir cümlenin yükleminde takılı kalmak ve ilerleyememekti ironi. İlerlemeyi göze alacak cesareti bulupgeçmişin gölgesinden korkmaktı hiçbir şey yapamamak. Sözcüklerin, olasılıkların ya da hayallerin verdiği özlemden kurtulmanın kolay olduğu yer ancak, aklımda başlayan her şey, burada son bulmalıydı. 

3 Şubat 2015 Salı

Gecenin Karanlığı

Diyelim bir kelime baştan anlam kazanıyor
            Ve duvarda daha önce bahsi geçmeyen
            Aynaya baktığımda gördüğüm kadar gerçek
            Şehrin uğultusunda kaybolan sesler, duyamıyorum adını

                                                                       Yok olanlar üzerine bir bahis
Gecenin karanlığı her yeri sarıyor
Sokaklar sessiz –odam kadar-
                                                                       Soğuk
Duvarın anlattıkları
                                                           Hep bu saatte konuşur
Niteliksiz tanımlar – ölüm kadar soğuk
Akla geldikçe siliyor tüm yazıları
           
Martılar tekrar konuşmaya başlıyor –yağmur gecenin vazgeçilmezi-, tanınmayacak kadar uzakta mutlu bir yüz. Rüzgâr estikçe küller savruluyor her yana. Sokak lambası sabaha kadar yanıyor. O yüz yaklaştıkça kelimelerin yaşlanıyor, hep bir son başlıyor zamandan öte gelen. Gittikçe yaklaşıyor ama bir daha olmasın dayanmaz kelimelerim, duvar inliyor. Uzaklık artıyor sanki aynı anda yaklaşır gibi. Her şey baştan mı –yaklaşmaya devam ediyor- başlayacak? Yine de geç sayılmaz –ben de ona yaklaşıyorum- onca olandan sonra. Gecenin karanlığında sokak lambaları iç içe geçiyor, martılar daha hızlı uçuyor. Yeniden şekilleniyor gökyüzü, farklı bulutlar görüyorum kafamı kaldırdığımda.

Sonra tüm olanları baştan yaşıyorum gibi –bana bakan bir çift göz- tüm kurgular baştan yazılıyor. Tuhaf bir tat bırakıyor bu olanlar ve tekrar boşlukta inliyor sesler, martılar bağırmaya başlıyor. O yüz aynı kişi, zaman farklı, kelimelerin hatırlamıyor onu, binaların duvarları küsmüş halde. Yine onca acayip şey, saati belirsiz uykunun bir anlık boşlukta oluşturduğu görüntüler.