Yalanların ve
soruların asla bitmeyeceğini bilmeden bıraktım düşüncelerimi içime. Öyle ağız
dolusuydu ki yalanlarım tükürmüyor kusuyordum hepsini. Kendime, herkese, her şeye.
Özgürlüğümü kendim kısıtladım ben yalanlarla. Gitmem gereken her yere gittim.
Gitmek istemedim. Ama gittim.
Gitmek. Gitmek için atılmak. Atılmak için fırlamak. Rahimden fırlatılmak. Evet aslında tek
yapılan bu. İçinden atmak. Atılmak. Çünkü içeride duramamak. İnsanoğlu hapisten
korkuyor. Beklide tek korktuğu şey bu. Anlamaya başladığımız anda büyüyüp oraya
sığmak istemiyoruz. Gerekli büyüme gerçekleşince de fırlatılıyoruz. Daha
doğrusu zorla kendimizi fırlattırıyoruz.
Fırlatıldıktan hemen sonra başlıyor boğulma ve
pazarlık. Kendi nefesinde boğulmak. Nefes alırken boğulmak üstelik. Nefes ala
ala boğulmak. Nefes vere vere. Parayla alınamayan bir şey söyle diye sordu
filmde 'Hava' dedi adam. Yanlış! Asıl en büyük ödemeyi havaya veriyoruz.
Hayatımızı onun üzerine ipotek ettiriyoruz. Almadığımız an ölmüyoruz. Öldüğümüz
an almıyoruz. Çünkü ciğerlerimizde verecek hayatımız kalmıyor.