Alparslan Budak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alparslan Budak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Şubat 2015 Salı

Nöbette Gözyaşı

Yok hiç özlemem seni, yok hiç istemem duymak sesini, görmek yüzünü. İçimde sensizliğin huzuru gecemde yalnızlığın uykusuna dönüşür. Rüyalarımda itiraf ettiğim bir senleyken başkaydı gülüşüm. Düşündüm, uyandığımdan düşümden, bir gökdelenden çakılıp yerde bulduğumda kendimi, anladım her düşen gibi uçtuğumu zannettiğimi. Hesap sormuyorum, sen miydin uğrunda bir ömür harcamaya değer gördüğüm. Kuru bir kuruntu ölçüleri değiştirecek kadar. Ya da bir aldanış anlaşılmayan görüntüler. Bir parça buğulu görüyorum, nöbette gözyaşı.


Mevsimsiz Sohbet

Adını Her Duyduğumda

Şimdi daha iyi anlıyorum yokluğunun nasıl bir varlık olduğunu, aslında bu bana adanmış ikinci bir şansmış hayata bıraktığım yerden devam edebilmem için. Uzun sessizlikler düşünmek için ayrılmış hesapsız zamanlarmış. Aklımın almadıkları, hayatın benden gizlice almaya çalıştıklarıyla çakışan bir oyun örgüsünden ibaretmiş. Artık önemsemiyorum bunları. Çünkü düştüğümü sandığım kuyunun beni diğer yollardan öte başka bir yere götürdüğünü hesaplayamamıştım. Artık önemli değil duvarların rengi, kırmızı da akıp gidiyor zaten, duvarlar da tutmadıktan sonra daha ne yapabilirim ki? Gizlenmiş önceden, yazılan onca şey. Tekrara düşmeden devamını getirebilirim artık. Şimdi o kuyunun başından farklı bir yoldayım. Artık her ismini duyduğumda kulaklarımda aynı çınlama, dudaklarımda kelimelerin birikmesinden oluşan hüzün olacak. Ama sen boş ver beni. Ha duvarlar mı? Bırak istediği gibi kalsın.


Mevsimsiz Sohbet

Yanlış Olma Olasılığı

Yanlış olma olasılığından ötürü doğru olma olasılığını göz ardı ederek, yaşan(a)mamışlıklar biriktiririz bu yolda. Belki de en büyük pişmanlık bu olacaktır yolun sonunda Tekrar yazmak tekrar hatırlamak. İstedim ama dile kolaydır unutmak. Sonsuzluğun sonu beyaz ince çizgi. Basıyorum yerim sağlam yok başka belirti. Yazmak demek döngünün devinimi. Herkese yetecek kadar fark var. Benimki de üstünde durduğum çizgi. Ses devam ediyor, çok uzakta değil. Nefes alıp veriyorum, yaşıyorum o zaman, tekrara gerek yok. Aceleye getirilen bir yaşam, bir hikâye, yeniden kurgulananın oluşturduğu umarsızlık. Gözlerin aklımın fuhşanesi, aynaya batkımda gördüğüm kadar hayal. Belki de bir “hiç” kendimden geriye bıraktığım…


Mevsimsiz Sohbet

16 Şubat 2015 Pazartesi

Duvarlar

Boyayacağım duvarlar var benim, kırmızıya boyamam gereken duvarlar. İlkbahara ne kadar da yakışır bu duvarlar. Ve en çok arzuladığım şey, kırmızıya boyanmış bu duvarlarda kendini bulabilmendir. Orada bir yerlerdesin işte, baktığında çok rahat görebileceğin bir yerde. Rengi yine kırmızı, kıştan kalan soğuk hayaller gibi, yazın hareketini anlatacak kadar da canlı bir kırmızı. Her dokunuşunda adını seçeceksin onca kelimenin arasından. Belki kendini bulunca mutlu olur ve gülersin şaşkınlıktan deliye dönmüş bu haline. Ama ne olursa olsun gül, en çok da sen gül. Seni bu şekilde gözümün önüne getirmek ne kadar da güzel oluyor. Hafiften başını aşağı eğip bana baktığın o anları tekrar görebilmek umuduna boyayacağım o duvarları, eski güzelliğine kavuşması için. Boyadıktan sonra tekrar bir şeyler yazacağım o duvara seni bulma umuduyla. Nefesin seçecek yazacaklarımı.

15 Şubat 2015 Pazar

Gecenin Elli Tonu: Kırmızı


14 Şubat 2015 Cumartesi

Tozlu Rafların Sözcükleri

Sözcüklerin ardında onun olduğu düşüncesi oluyor hep aklımda. Kelimelerin onu bana getirdiği düşüncesi, sayfaların ona geldiği anlarda etkisi artıyor. Onu bulabilme adına gezindiğim tozlu kitap raflarında geçti günlerimin tamamı. Ama pişman değilim hala imkânsızlığın sınırları denilen seninle olma ihtimalini arıyorum burada. Hala o umudu taşıyorum ben.


Mevsimsiz Sohbet 

12 Şubat 2015 Perşembe

Tarifsiz Tarifler_2

-Ya deniz?

-Dalgalar kıyıya vurdukça unutmak istediğim ne varsa kıyılara yığılıyor. Sanki deniz de taşıyamıyor bunca an’ı. Dingin balıklar, sessizlik. Sessizce yüzüyorlar.

Tarifsiz Tarifler

-Tarifsiz bir heyecanla bir şeyler anlatmaya çalışıyor, ( İlk kez kelimelerin duyguları anlatırken yetersiz kaldığını fark eder. ) tanımlarken eliyle birtakım şekiller oluşturuyor, yenemediğini düşündüğü heyecanını yavaş yavaş tüketmeye başladıklarımız… ( Kafasını hafiften sağa sola çevirir. ) Bir müzik yükseliyor şehirden, tam anımsayamıyorum, akşamla bir uyumu var. Sonra sesler birbirine karıştı, şehrin uğultusu. Duvara gelişigüzel sürülen kırmızı boyada kalacak fırça izleri, her bir fırça darbesi anlaşılacak kadar derinden ve istenmeyecek kadar kötü. Artık gecenin getirdiklerini ve geçmişi düşünmek istemiyorum. Gerçek miydi peki yoksa anımsama mı? Odanın tahta penceresinden gelen rüzgâr, yolun ışıkları hala yanıyor, gece geçen zamanla büyüyor ve son sigara için seçilmiş gecenin en doğru vakti. Odanın buğulu camı ve kendince anlattığı kelimeler. Değişen, farklılığı her gün giderek anlaşılan yeryüzü. Geleceği unutturan belli belirsiz görüntüler.. Sürekli olarak anıların yanılsamasıyla var olan biri. Kısa bir an, çok kısa ve anlatılan onca kelime. Ve yine her şeyin hızlıca tükenmesi, sessizlik…

Mevsimsiz Sohbet

(Fotoğraf: Heiko Döhrling)

9 Şubat 2015 Pazartesi

Ay Işığı


Ne de çok kalabalıktık yalnızlık içinde. Hayat en çok da sana haksızlık ederdi. Aşkı bulmak adına aşktan kaçardın ve hiç kimse bunu bilmezdi. Ay ışığı vururdu düşlerime o karanlık odada. Masanın üzerinde tek sigara, karşımda dudaklarına bardağı götüren sen... Hiçbir şeyi umursamaz tavrında yatıyordu her şeyi umursayan halin. Ay ışığının vurduğunun vurduğu o rutubetli odada izlerdim cinayete benzeyen gülüşünü. 


Mevsim​siz Sohbet



Yazmanın İmtiyazı

Kimi özlemlerin ( ya da öznelerin) ithaflarınsa kaçınılmaz bir şekilde zaman aşımına uğramaya yüz tuttuğu bu kent bir şekilde yaşamın geçirebilmiş olmak. İhtimaller üzerine yaşıyorum çoğu zaman; yaşama ihtimali. Hayatta biraz daha fazla yer tutmaya başladığında düşlere olan inancım da azalmaya başladığı belirsiz bir zamanda buldum kendimi yarı dolu yarı boş sayfaların ortasında. Yeryüzünde bakacak yer kalmadığı zaman, budur nedeni yazmamın. Artık yazıyorum- elde etmek istediklerime ulaşamadığım zamanlarda-, belki yine aynı zaman yazmaya olan inanç bir düğüm daha atıyor. Kaybetme korkusu da yok artık, yazmak var çünkü.

Mevsimsiz Sohbet

6 Şubat 2015 Cuma

Gidememişlik ve Kalamamışlık

Gün kavramı içinde ihtiva ettiği zaman uzunluğunu yitirdi. Yalnızlığı iliklerinde hissetmek delirmek için yeterli bir sebep. Kaybetmekten korkmak için bir şeylere sahip olmak gerekir. Aidiyetsizlikle nasıl başa çıkılır? Gerçekliğimizi hayallerimizin belirlediği ölçüde yaşıyoruz demektir diğer türlüsü bir tür kabullenişten/ boyun eğişten ibarettir, yaşamaktan ziyade… Gidememişlik ve kalamamışlık, arafın en çıplak haline dönüşünce yaşantın hatayı aramaya nerden başlayacağını seçme vakti gelmiş demektir.

5 Şubat 2015 Perşembe

Geçmişin Gölgesi

Tek bir cümlenin yükleminde takılı kalmak ve ilerleyememekti ironi. İlerlemeyi göze alacak cesareti bulupgeçmişin gölgesinden korkmaktı hiçbir şey yapamamak. Sözcüklerin, olasılıkların ya da hayallerin verdiği özlemden kurtulmanın kolay olduğu yer ancak, aklımda başlayan her şey, burada son bulmalıydı. 

Bir "de" farkı

Bir “de” yakındır sen ben gibi

Bir tane daha var uzak, soğuk, ölüm gibi

Ama her şeyden öte eklenmişlik duygusu

Hep bir fazlayı anımsatır,

Bazen de yok’a koyarsın yokluğu pekiştirir.

 


3 Şubat 2015 Salı

Gecenin Karanlığı

Diyelim bir kelime baştan anlam kazanıyor
            Ve duvarda daha önce bahsi geçmeyen
            Aynaya baktığımda gördüğüm kadar gerçek
            Şehrin uğultusunda kaybolan sesler, duyamıyorum adını

                                                                       Yok olanlar üzerine bir bahis
Gecenin karanlığı her yeri sarıyor
Sokaklar sessiz –odam kadar-
                                                                       Soğuk
Duvarın anlattıkları
                                                           Hep bu saatte konuşur
Niteliksiz tanımlar – ölüm kadar soğuk
Akla geldikçe siliyor tüm yazıları
           
Martılar tekrar konuşmaya başlıyor –yağmur gecenin vazgeçilmezi-, tanınmayacak kadar uzakta mutlu bir yüz. Rüzgâr estikçe küller savruluyor her yana. Sokak lambası sabaha kadar yanıyor. O yüz yaklaştıkça kelimelerin yaşlanıyor, hep bir son başlıyor zamandan öte gelen. Gittikçe yaklaşıyor ama bir daha olmasın dayanmaz kelimelerim, duvar inliyor. Uzaklık artıyor sanki aynı anda yaklaşır gibi. Her şey baştan mı –yaklaşmaya devam ediyor- başlayacak? Yine de geç sayılmaz –ben de ona yaklaşıyorum- onca olandan sonra. Gecenin karanlığında sokak lambaları iç içe geçiyor, martılar daha hızlı uçuyor. Yeniden şekilleniyor gökyüzü, farklı bulutlar görüyorum kafamı kaldırdığımda.

Sonra tüm olanları baştan yaşıyorum gibi –bana bakan bir çift göz- tüm kurgular baştan yazılıyor. Tuhaf bir tat bırakıyor bu olanlar ve tekrar boşlukta inliyor sesler, martılar bağırmaya başlıyor. O yüz aynı kişi, zaman farklı, kelimelerin hatırlamıyor onu, binaların duvarları küsmüş halde. Yine onca acayip şey, saati belirsiz uykunun bir anlık boşlukta oluşturduğu görüntüler.


"Sen" diye küçük bir kelime

Aklıma her geldiğinde düşündüm. Dağıtamadım bir türlü aklımın en işlek caddelerindeki “sen” sözcüğünü. Düşüncelerimin gittiği yere gittim. Kendimden uzaklaştım, uzaklaşabildiğim kadar. Uzun ve yorucuydu, başarabildiğim kadar. “Sen” kelimesi olmadan düşüncelerim nadasa bırakılmış, sürülmeyi bekleyen boş tarlaları andırıyordu, boş bir levha gibi. Düşüncelerime bir tutam “sen” ekliyorum, duygularımla tepkimeye giren bir karışım oluşuyor. Bu iksir beni istediğim her yere götürebiliyor. Dünyada gidebildiğim yerlere değil, aklımın sınırlarına hayat dedim, sen dedim. Ve şimdilerde daha iyi anlayabiliyorum bunu. Sendeleyen aklımın uzun zamandan sonra mantıklı bir şeyler düşünmeye başladığını hissediyordum.

30 Ocak 2015 Cuma

Mevsimsiz Sohbet

Tütünden derin bir nefes çekip dalgalanan boşluktan düşüyorum
Hayata hep hüzünden tutunduk- ya da bir gecenin karamsarlığından-
Bu yüzden gözlerin içinden okyanuslar yayılıyor
Her gün derinin altında karanlığı yaşarken

İnanırdım ki mutluluk hayal ülkesinde bir sokak adı