Kübra Eyuplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kübra Eyuplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Temmuz 2015 Çarşamba

Anı

Saat sabaha karşı dörttü. Uykuyla cebelleşen göz kapaklarım bugünde her gece olduğu gibi uykuya yenik düşemiyordu. Yine derin hülyalardaydım. Saate baktım, gördüğüm kabusun etkisiyle sırılsıklam uyanışımın üzerinden üç saat geçmişti. Üç saat. Düşünmekten kafayı yemek için iyi bir zaman dilimi.Ama alışmıştım artık. Bu kötü bir alışkanlıktı. Sonra bir ses duydum. Gerçek olamayacak kadar güzel, naif bir ses.. İçimde, yüreğimde, bütün kötüleri, korkuları, acıları ezen bir ses. Daha iyi duyabilmek için bedenimi hafifçe öne doğru kaldırdım. Kulaklarımı zenginleştiren bu naif ses bana yetmedi. Daha fazlasını istedim ve ayaklarımı sarkıtıp yatağımdan indim. Çok yavaş hareket ediyordum. Biraz daha net duymak için cama ilerledim. Dışarıdan gelmiyordu bu can yakıcı ses. Odamın kapısına yaklaştığımda bir türkü çaldığını anladım. Ne dediğini anlayamıyordum. Anlamakta istemiyordum. Ama bir yandan da ruhumu ezen ve kafamı kaldırıp gökyüzüne baktığımda ki hissettiğim huzurla nasıl baş başa bıraktığını merak ediyordum.İki zıt duyguyu nasıl aynı anda hissedebiliyordum? Daha fazla kurcalamadım.Ne önemi vardı ki. Çok güzel şeylerden bahsettiği kesindi. Geç olsa da anladım, babam yine memleket türküsü dinliyordu. Zar zor çalışan, cızıltılı radyodan çıkan kadın sesi sadece beni buhrana uğratmamıştım. Kapıyı araladığımda anladım. Babam elinde ölen babasının resmiyle yerde çökmüş oturuyordu. Arkası dönüktü suratını göremiyordum. Görmekte istemiyordum. Biliyordum ki inci tanelerini tazeliyordu. Biriktirdiklerini akıtıyordu. Bu manzaraya alışkın değildim. Hiç alışkın değildim.. Onu hiç ağlarken görmemiştim. Ama iyi ki duymamışım diyorum.Sesi bile yetmişti neler hissettiğini anlamaya.
Bu kederin onu dağların ardında yapayanlız bıraktığını biliyordum. Beni en çok mahfeden de buydu..

25.04.2015

15 Mayıs 2015 Cuma

Boz' Ay




Kımızlar içilirken söylenir maniler
Kağanlar dinler ozanlar söyler

Kılıçların şakırtısı işitilirken meydanlarda
Düşmanın yüreğine inen kılıç bile ferahlatmaz yüreği
Ayyüzlüyle karşı karşıya kalmanın ezilmişliğini

Özlem nehir misali peyda olur akar kalbe
Akıl mahkumdur, güzelliğini geceden alan ay gözlerine

O gözler ki hüznün perdesi
O gözler ki kalbin efendisi

Zanneder misin ki attığın ok acıtır yüreğimi..

9 Mayıs 2015 Cumartesi

Kanadı Kırık

Çok özledim seni.. En çok ben özledim.
Nasıl özledim biliyor musun? İki dudağının arasından çıkan dumanın geri dönmeyi beklediği gibi, dinlenmek için oturduğun ağacın bile geri dönmeni beklediği gibi özledim. Bir kız çocuğunun baba sevgisini deli gibi özlediği gibi özledim. Ayın, her gün geceyi beklediği gibi özledim. Bir annenin gurbetteki oğlunu özlediği gibi özledim..

Ama ne var biliyor musun sevgilim.Seni özlemesi bile güzel.Seni özlemesi bile çok güzel..
Konu ne zaman senden açılsa, sevgim özlemimin önüne geçemiyor. Aklım hala o yağmurlu günde dar ve ıslak sokakta ellerimin üstünde olmayan soğuk ellerinde. Ellerime hiç değmedin ama soğuk olduğunu biliyordum sevgilim. Seni senden iyi biliyordum.

Özlem sevgilim.Özleme gelecek olursak.
O koca yüreğini özledim.O koca merhametli ellerini, baba sevgisi gibi şevkatle bakan gözlerini özledim.
   En çokta kanadı kırık bir kuşun uçmayı özlediği gibi özledim...

2 Mayıs 2015 Cumartesi

Feryat


Sen
Yüzyılın kölesi, zulmün perdesi
Bağrı yanık, zihni bulanık

Sana bu ihaneti yapan kim?
Sana bu kötülüğü reva gören kim?

Ellerinden damla damla insan kanı akıtan
Yüzündeki kirli gülüşün
Yüreğindeki pervasızlığın
Sebebi kim?

Koşmaktan, kovalamaktan yorulmadın mı?
Yakmaktan, yıkmaktan yorulmadın mı?
Kora ateşle gitmekten yorulmadın mı?

Ne ettinde ne buldun?
Akıtmadığın kan
Boğmadığın kehle kaldı mı?

Ey Fani!

Dünya zulmüne ortak olmuş
Bütün sefilliklere kalp açmış
En vahimi; bir kalp istilasının sebebi olmuş
Fani

Unutma.
Kurtuluşun yaradandır..

16 Nisan 2015 Perşembe

Çalınan Hayaller

Ben bir kız çocuğu tanıyorum.
Hayallerine el sürülmemiş bir kız çocuğu...

Dostlarının sevgi gösterişleri vardı bozguna uğradığı. Babasının bunca yıllık hayatı boyunca ilk defa neyin var, ne oldu deyişi vardı yüzünün her bir karesini incelemesini sağlayacak kadar bozguna uğradığı. Bütün gün hayal ederdi babasının gece eve geldiğinde yıllarının yansıması olan yaralı elleriyle başını okşayıp ona 'canım kızım' diyecek diye..
Gece olunca babasının önüne koyulan demir tabak içindeki çorbada gördü hayatın acımasızlığını. Küçücük bedeniyle sevmeye başladı geceyi. Babasını gördüğü tek vakti. Bu yüzdendi geceye sevdası. Bu yüzdendi karanlığı bekleyişleri.

Sahi ne oldu ona?
Nerede sevinçleri, gülüşleri, gözyaşları? Nerede o parlayan kocaman yuvarlak siyah gözleri? Neden hafızasında masum bir kız çocuğunun sevinç çığlıkları yok?
Neden geriye dönüp baktığında korku ve acı çığlıkları görüyor?
Neden insanlardan kaçıyor? Onu daha fazla  incitmemeleri için mi? Sevdiklerini daha fazla incitmemeleri için mi? Sanırım her ikisi de..

Çocukluğu elinden alındığında o masum kızda bir kör kuyuya atıldı. Belkide çoktan o kör kuyuda boğuldu ama farkında değildi.
Çocukluğunun en güzel anılarını yağmaladıklarında o parlak siyah gözlü kız çocuğundan geriye bir yıkım bıraktılar.
 Tadilatı mümkün olmayan bir yıkım...