31 Ocak 2015 Cumartesi

Bu sefer Pişmanlık

Bu sefer pişmanlık... Kuytu karanlığın ensemde oluşturduğu soğuk ürperti. Belki ki de haklıydı. Boş sokaklar bendim. Benimdi.

...

Zamanın debi bugün düşmeli. Saatlere ihtiyacım var. Dakikalardan ziyade saniyeler yokluyor yalnızlığımı.

yusufkenanduran

30 Ocak 2015 Cuma

Mevsimsiz Sohbet

Tütünden derin bir nefes çekip dalgalanan boşluktan düşüyorum
Hayata hep hüzünden tutunduk- ya da bir gecenin karamsarlığından-
Bu yüzden gözlerin içinden okyanuslar yayılıyor
Her gün derinin altında karanlığı yaşarken

İnanırdım ki mutluluk hayal ülkesinde bir sokak adı

26 Ocak 2015 Pazartesi

Seni Tekrar Yaşadım.



Bugün seni tekrar yaşadım
Gül kokulu şiirlerde
Saçlarınla baş başaydık
Çiçeklerle dolu bir bahçede.

Laleler secdeye kapanmış,
Sümbüller kıyamda,
Menekşeler seyre dalmış;
Bir tebessüm dudağında.

Karanlık bir gün idi,
Başımızda bir bulut...
Bilmem, var mı çaresi?
Korkma! Geçer, sadece sükut.

Nedir o, hayrola?
Gözlerin mi yaş?
Seni de ben gibi yakan mı var?
Taş kesilsin, taş!

Bakışların zümrüt,
Gözlerin birer kara inci
Fakat bizim gibi bahtsızlar,
Uzaktan sevmelerde birinci.

Bugün seni tekrar yaşadım
Yağmur kokulu kaldırımlarda
Ve bu sefer yapayalnızdım,
Sonbaharın ıslattığı sokaklarda.

26.01.2015 - Kırşehir.

25 Ocak 2015 Pazar

Kış Kadar


Kış kadar güzelsin.
Her solukta ciğerlerimi dağlayan
Kuru ayaz kadar acımasız gözlerindeki parıltılar.
Hayaller katili tebessümün.
Kış kadar güzelsin,
Kar beyazı tenin her dokunuşta
Yakıyor ellerimi harlı ateş misali saçlarının
Omuzlarından beline uzanması;
Bir şelaleden akan serin sular misali.

Kış kadar güzelsiniz bayan;
Fakat ben bu denli soğuğa dayanamam.
Artık bahar gelsin.


04.12.2014 - Kırşehir

22 Ocak 2015 Perşembe

Gece Güneşi



Duyulmaması gereken şeyler vardır;
Bilinmemesi iyi olanlar...
Şuur kapısını her araladığında,
Muhakeme istidadını yakıp yıkanlar...
İçimiz cız eder bir anda,
İşte o zamanlar sarhoş olmalı insan;
Çünkü kalp,
Paramparça olmaya pek bir meyyaldir.

Dönüp bakıldığında geçmişe,
Bir film oluverir hatıralar,
Yaşananlar; bir kor misali düşer insanın yüreğine.
Oturmalı ve viranelere aldırmaksızın yangınlara,
Şiir söylenmeli...

Sen gecelerin güneşi!
Senle parlayan yıldız, artık kayıp...



Murathan Aktürk - 2014

21 Ocak 2015 Çarşamba

İstanbul'a Kar Yağdı Sevgilim



İstanbul’a yağmur yağardı karla karışık
Ah hayallerimiz vardı sevdiğim…
Şimdi sen de biliyorsun,
Her biri bir tarafa saçılmış
İpekten saçların gibi,
Darmadağınık.

Kar yağardı üzerimize uçsuz semalardan.
Artık hayallerimiz,
Anımsamak bile güç biliyorsun,
Oluk oluk kan akıyor
O sıcak, onulmaz yaralardan.

İstanbul’a kar yağdı diye,
Koyar ellerimizi cebimize,
Gezerdik yağmur kokulu sokaklarda;
Her birimiz ayrı divane.

Hani inceden bir kar yağardı;
Tozan “elif elif” diye…
Bitti artık o gezmeler sevdiğim.
Ne kar kaldı ne de o divane.


Murathan Aktürk
30.12.2014 - İstanbul

13 Ocak 2015 Salı

Ben Seni Sevdiğim Zaman Bu Şehirde


ben seni sevdiğim zaman bu şehirde
martılara simitlere uçardı
boğazları kimi zaman düğüm düğüm
kimi zaman ılık bir havası vardı

ben seni sevdiğim zaman bu şehirde
yağmurlar yağardı
bir biri ardına konan yüreğime
damlalar düşerdi ansızın
griye çalan bulutlarından
ben seni sevdiğim zaman

ben seni sevdiğim zaman bu şehirde
bir devin uykusu yıkılırdı
tak tak sesler işitilirdi kimi zaman
bu şehirde vakit turuncuya çalardı
ben seni sevdiğim zaman
bu şehirde bambaşka bir ahenk vardı

pembe beyaz düşleri vardı insanların
ben seni sevdiğim zaman bu şehirde
deniz daha bir maviydi
ölmeden önce bu şehirde
ben seni sevdiğim zaman

ben seni sevdiğim zaman bu şehirde
mısraların doğrulup yürüyesi gelirdi
belki ardından bir harf olurdum
kimi zaman bir heceye bürünüp

parmaklarının hatrı vardı
geçtiğin her sokakta
dokunduğun her duvarda
ben seni sevdiğim zaman
bu şehirde bir başka iklim hakim olurdu

ben seni sevdiğim zaman bu şehirde
notalar birbirine karışır
her sokak sana çıkardı
bu şehirde

bir parfüm kokusu gibi
ben seni sevdiğim zaman bu şehirde
yapraklar bir anda dökülürdü mermerlere
kimi zaman cam kırıkları dolanırdı ayaklarıma

bir damla kan düşerdi yere bazen
belki adının peşinden koşaradım gelince
düşerdim yalın ayak asfalt yollara
ben seni sevdiğim zaman

ben seni sevdiğim zaman bu şehirde
her bir zerresi toprağın
bir şiir olur sana adardı kendini
ben seni sevdiğim zaman bu şehirde
yağmurlar kokusu vardı saçlarında
gün sıcaklığı yüreğimde
ben seni sevdiğim zaman
ben seni sevdiğim zaman bu şehirde
bir şarkı daha çalardı
belki bir beste duyardım ansızın
kimi zaman bir şiir okunurdu
ben seni sevdiğim zaman bu şehirde
sesimi duyardın ansızın
ben seni sevdiğim zaman bu şehirde
kalabalıkların ortasında
kim bilir kimi zaman eline dokudurdum
bu şehirde
ben seni sevdiğim zaman

Yusuf Kenan Duran

11 Ocak 2015 Pazar

Korkma



kırılmaz kemiklerin korkma
acımaz canın
dağılmaz kalabalıklar
bir eksiklik hissetmezsin
belki saçların yalnız kalır
ama nüfus eksilmez
acımaz canın belki korkma
kaybolmazsın ansızın
denize düşüp ağlamazsın korkma
yerinden oynamaz mermer
çakıllar üzerlerine basınca ses çıkarır yine
çayın soğumaz korkma
saat işlemeye devam edecek
elma bir kez daha derken
bir daha bir daha düşecek ağaçtan
tadı bozulmaz korkma
her sabah olduğu gibi
dede erkenden gelip kaldıracak kepenkleri
bir siftah daha yapacak
zam gelmez korma
duraklar kapanmaz geceleri
beklemeyecek beni korkma
dalgalar yine bir biri üstüne binecek
fener yine yolu bulacak
kıyıyı gösterecek korkma
minareler susmayacak
çanlar çalmaya devam edecek
garip fısıltıları yine duyacaksın
ilk kar yine düşecek
bitmeyen bir arzuyla
cemre toprağı yine öpecek korkma
sokaklar yine turuncu olacak
ayaz çıkacak ara sıra
belki parmakların üşüyecek
bir yudum kahve daha gelecek
hüzünlerin buruk kalmayacak
belki kaldırım taşları değişecek
korkma istediğinde ayağın yere basabilecek
avuçlarında hissedebileceksin sıcaklığı
gamzeler saçlarına dolanıp gidecek
duymak istediğini duyacaksın yine korkma
köşeyi sapınca musallaları görebileceksin
şehirlerinde hiç bitmeyen selaları duyacaksın
korkma yalnız kalmayacaksın

Yusuf Kenan Duran




Yeni Gün



   Sabahın ilk ışıklarıydı. Gün yeni selamlıyordu şehrimi. Kalktım her günkünün aksine erkenden. Mahmur gözlerime su çarptım ve alelacele giyindim. Hızlı adımlarla sessiz merdivenleri terk ettim birer birer. İnsan kalabalığı çoktu bu semtte. Ama bu saatlerde sokaklar henüz boştu. Adımlarımı daha da sıklaştırdım ve o meçhul parkın güzide anılarımı saklayan bankına oturdum. Bundan üç ay öncesi benimle birlikte anımı paylaştığın banktayım sevgili... İlk değil burada tek bulunuşum, sıkça ziyaret ederdim hatıramızı. Sonra, bu kez yavaş adımlarla belki de zorla uzaklaşmaya başladım, en sevdiğin şarkıyı açtım, geçtiğimiz yolları tekrardan selamladım... Topladım ayrılık mevsiminin hatıralarını. Satır aralarına gizledim. Kimseler koparmasın sevdamın meyvelerini dedim. Yalnızlığımı sessizliğime kalbettim. Koyu mahzun bakışların düştü aklıma. En âli köşesinde yüreğimin silüetin canlandı. Yanaklarım ıslandı kalbimin ağlayışına. Süzüldü sessizce yaşlar yüzümden.. Tatlı gülüşünün verdiği huzurda dudaklarım zorlandı tebessümüne. Bir yandan ıslanırken bir yandan da döküldü hatıralarım dudaklarımdan. Son cümlem oldu bekletme sevgili özletme....

  Şeymanur Şahin






BELKİ / BELKİ DE / BAZEN


Sebepler.. 
aradığım, peşinde olduğum onlarca sebep.
bir ses arıyorum belki bir yüz
bir ucu telefonda kulağımın 
bekliyorum öyle işte
alelade belki tertemiz
boğazım düğüm düğüm 
vakit soluksuz geçiyor oysa
cevap veremediğim
belki de hiç veremediğim 
onlarca cümle var karşımda 
soruları saymıyorum bile
vakit erken
ama ben geç kalıyorken her deme
belki her acıya
gam telimin orta yerine basılmış gibi gibi
orta yerindeyim baharın
kar taneleri var birde özlem duyduğum
belki de o beyaz
sebepler tufanı yakalandığım
bir sağa bir sola yatarken gemi
dalgaların köpük köpük çığlıkları arasında aradığım

Yusuf Kenan Duran

Gölgeler


gölgeler sarmış her yanımı
her birinin eli boğazımda
...
Yusuf Kenan Duran

9 Ocak 2015 Cuma

Bekleyerek

                     



                                Bekleyerek, isteyerek, zannederek

                                Bir arayış içindeyiz ne zamandır                                 

                                Bir gözün sana buğulu bir şekilde bakmasını bekleyerek


                                Bir sevgi peşindeyiz ne zamandır
                                Bir kalbin bize muhtaç olmasını isteyerek 


                                Bir umut arayışındayız ne zamandır
                                Umutsuzluklarla ilerleyerek 


                                Bir gürültüyle yaşıyoruz ne zamandır
                                Artık son bulmasını isteyerek 


                                Bir hedef yolundayız ne zamandır
                                Ulaşılması güç yollardan kendimizi sürükleyerek 


                                Bir bilinmezlik içindeyiz ne zamandır
                                Bilinmezlik içinde bildiğimizi zannederek 



                                Semanur Şimşek


Bilirim de..



Dışarı cehennem soğuk 
Tenin cennet sıcak bilirim.
Ah bilirimde gel sen boşver ihlamurlari 
Sen gelde yüreğim çiçek açsın

Yusuf Kenan Duran

Aidiyet

 

Bazen tek kalırsın işte. Etrafta müziğinden ve kahvenden başka hiçbir şey olmadığını (neden sürekli bu ikisi çıkar ki karşıma, bazen de sigara. Bunlar mı yalnızlığın temsili nesneleri, belki de ilk akla gelenlerin bunlar olduğunu) fark edersin. Belki de sevginin ve paylaşmanın anlamını bilmeden büyümüşsündür. Tuttuğun tek el diğer elinde olabilir. Hissetmezsin onu da bazen. Arada bir de formalite gereği tokalaştığın insanlar. Hayır, o anlamda demiyorum. Küçükken annenle beraber uyuma fırsatını çok az yakalayamayacak kadar şanssızsan, babanla erkek erkeğe muhabbete başlamadıysan, oyuncakların çuvallar dolusu yer kaplasa dahi sen o oyuncaktan askerlerini ileri sürerken tanklarını sürecek kimseyi bulamadığın için savaşlarda yenildiysen… Zamanın telafisi olmadığı gibi zamana ait anıların da yeri doldurulamayacak kadar, o kadar boş. O yaşlarda buğulu camlara resim yapacak kadar hayal gücünden yoksun olan kişilik zamanla aidiyetsizliğin bir parçası olmaya başlıyormuş, parça parça. Her yutkunduğumda içime çöken o ağırlık aidiyetsizliğin içimde birikmesinden kaynaklanan sermaye olduğunu öğrenmem biraz zaman aldı gerçi.


1 Ocak 2015 Perşembe

Kırımlı



Özet & detaylar

Cengiz Dağcı’nın Korkunç Yıllar adlı romanından beyazperdeye aktarılan film, II. Dünya Savaşı sırasında Alman esir kamplarında rehin alınan Tatarlı esirlerin yaşadıkları insanlık dramını ve çektikleri acıları konu alıyor. Kırım'da yaşayan Sadık Turan savaş başlayınca diğer Kırım Türkleri gibi askere alınır ve cepheye gider. Savaş esnasında Almanlara esir düşer ve Almanca biliyor olması nedeniyle bulunduğu esir kampında irtibat görevlisi olarak çalışmaya başlar. Kısa süre sonra Almanların, Kırım'ı Ruslardan kurtarıp özgürleştirme vaadiyle Türklerden oluşan birlik kurma planına dahil olarak Alman ordusunda görev almaya başlar. Ancak bunun bir oyun olduğunu fark eden Sadık artık gerçek Kırım kurtuluşu için harekete geçecek ve bu esnada hayatının aşkı Maria ile de tanışacaktır.
Filmin yönetmen koltuğunda daha önce Türk Pasaport’u filmine imza atmış olan Burak Arlıel oturuyor. Oyuncu kadrosundaysa Murat Yıldırım, Selma Ergeç, Bülent Alkış, Gülçin Santırcıoğlu ve Burç Kümbetlioğlu gibi isimler yer alıyor.
Dağıtımcı
Warner Bros Turkey
İlginç bilgiler
4 başlık
Yapım yılı
2014
Türkiye Box Office
65.337 kişi izlemiş

Oyuncular Kırımlı

Tüm oyuncular ve teknik ekip


Bu madde http://www.beyazperde.com/filmler/film-226236/ adresinden alınmıştır.