Bazen tek kalırsın işte. Etrafta müziğinden ve kahvenden başka hiçbir şey olmadığını (neden sürekli bu ikisi çıkar ki karşıma, bazen de sigara. Bunlar mı yalnızlığın temsili nesneleri, belki de ilk akla gelenlerin bunlar olduğunu) fark edersin. Belki de sevginin ve paylaşmanın anlamını bilmeden büyümüşsündür. Tuttuğun tek el diğer elinde olabilir. Hissetmezsin onu da bazen. Arada bir de formalite gereği tokalaştığın insanlar. Hayır, o anlamda demiyorum. Küçükken annenle beraber uyuma fırsatını çok az yakalayamayacak kadar şanssızsan, babanla erkek erkeğe muhabbete başlamadıysan, oyuncakların çuvallar dolusu yer kaplasa dahi sen o oyuncaktan askerlerini ileri sürerken tanklarını sürecek kimseyi bulamadığın için savaşlarda yenildiysen… Zamanın telafisi olmadığı gibi zamana ait anıların da yeri doldurulamayacak kadar, o kadar boş. O yaşlarda buğulu camlara resim yapacak kadar hayal gücünden yoksun olan kişilik zamanla aidiyetsizliğin bir parçası olmaya başlıyormuş, parça parça. Her yutkunduğumda içime çöken o ağırlık aidiyetsizliğin içimde birikmesinden kaynaklanan sermaye olduğunu öğrenmem biraz zaman aldı gerçi.
9 Ocak 2015 Cuma
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

0 yorum:
Yorum Gönder