Murathan Aktürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Murathan Aktürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Temmuz 2015 Cumartesi

Lale Camii


Lale Camii, 13. Asır... Kitabeye öyle yazmışlar. İnşa tarihinin son iki hanesi kadar önemsiz insanların gözünde. Yıllar önce küçük bir çocuk iken, hemen arkasındaki Melikgazi Kümbeti'ni dikkatlice inceleyerek aldığı düzensiz notları içinde bir tomar kullanılmış kağıt bulunan adi, şeffaf bakkal poşetine koymakla meşgul; acayip kılıklı, sıska ve orta yaşlı Kayserili ya da Kastamonulu olması muhtemel bir seyyaha sormuştum ahvalini. "Bunlar buranın namusudur!" dedi durumdan memnun olmadığını belirterek; lafı kısa tutmuş, öz konuşmuştu.
Çocukluğumu birlikte mahalle ile şehir merkezi arasında mekik dokuyarak geçirdiğim mavi magirusların meskeni de Lale Camii'nin hemen aşağısıdır. Bu nedenle hayatımda önemli yer tutar bu küçük cami. Hem yakınlarında bulunan Cacabey Camii ve Hoca Ahmed Yesevi Camii gibi iki büyük ibadethanenin gölgesinde olmanın verdiği garibanlık hem de hayli uzun süren restorasyon sürecinin sebep olduğu yorgunluk ile Lale Camii secdeye koyulacak başlar, rükûya eğilecek beller, tesbih çekecek eller bekliyor.

Murathan Aktürk

25 Haziran 2015 Perşembe

Not Defterimden - I



Her ne kadar Zühre Kalesi henüz başında olduğu bu yolculuğa "Modern edebiyatın yeni yüzü", "Modern edebiyatta yeni akımın habercileri" gibi sloganlarla çıkmış olsa da aslında ortada modern olabilecek yahut modası geçmiş sayılabilecek bir şey yoktur. Edebiyata; bilhassa şiir, öykü ve denemeye her ne cihetten bakılırsa bakılsın, okuyucunun his dünyasına açılan perdeyi aralamak her sanatçının müşterek gayesi olmuştur. Şayet sanatçı ortaya koyduğu eserleriyle bunu başarabiliyorsa bunlara ne zaman ve ne şekilde vücut kazandırdığı teferruattır. Ziyadesiyle moderndir, modern kalacaktır.

Murathan Aktürk

6 Mayıs 2015 Çarşamba

Yusuf Kenan'a....



Gözü dönmüş bir devin kalbinde
Sadaktaki kırık ok gibi
Kirişten ayrılmayı beklercesine
Menzile varmaya susamış
Bir yalnızlık neferisin…
Neyine talip olmalı acun-ı sefilin,  bilir misin?
Neresinden medet ummalı, bunca ömr-ü faninin?
Ya kırık bir okta kör temren
Ya dörtnala bir ata dizgin
Kılan nedir âdemoğlunu?
Bilmezsin, bilmezsin…

Tez elden bırakasın söz oyunlarını,
Zümrüd-ü Anka’nın kanadından aldıklarını,
Ucundan akan mürekkebi de azad kılasın.
Türlü şiirleri nakşeylediğin sahifelerin
Pürüzsüz ciltlerine şîrpençe olmaktan utanmaz mısın?

Ey Turuncu Şehirlerin karadan gayrısını bilmeyeni!
Hüzn-ü kederden ayrılmaya
Bir kez olsun varmaz mısın?



28 Nisan 2015 Salı

Turan Türküleri



Dedem Korkut ozanları
Ellerinde kopuzları
Bağrı yanık erler ile
Söyler Turan türküleri

Ata yurdun bozkırları
Çorak olur toprakları
Yalın ayak Türk çocukları
Söyler Turan türküleri

Kırım'da bir Tatar ile
Kerkük'teki Türkmen ile
Anadolu'da Emre'm Yunus
Çığırır Turan Türküleri

Plevne'de ağladı Yunus
Kaşgar'da yetim kaldı Yunus
Selanik'te doğan güneş ile
Söyler Turan türküleri

Fetih'teki aşk ile
Sakarya'da iman ile
Gökçe güzel al sancak
Söyler Turan türküleri


19.04.2015 - 03.40

17 Nisan 2015 Cuma

Yelkenli



Bugün inceden bir yağmur çiseledi.
Saatler gece yarısına yaklaşmakta iken
Akrep ile yelkovanın heyecanlı koşuşturmaları arasında
Ne tarifsiz hisler belirdi yüreğimin en kuytu
Ve bir o kadar da karanlık köşelerinde.
Sen bunu bilemezsin;
Ben İstanbul'un en lüzümsuz semtlerinde
En kirli sokaklarındaki bir kaldırım taşında
Ömür sigaramdan bir nefes daha tükettim.
Kah bir yerlere koşuşturan insan seline kattım ruhumu
Kah kimsesiz bir ölüme koşan bir tinerci siluetine bürüdüm.
Senin haberin yoktu,
Gökyüzündeki kuyruklu yıldızlarla avarelik ettim.
Harcadım kendimi milyonlarca sokak lambasına meydan okurcasına,
Mavi kokulu turuncu şehri ararken ben,
İlkbahara değin saklarken portakal ağaçları meyvelerini,
Akşam sefaları gün ışığına çoktan talip olmuşken
Beni neden karanlıklara gömüverdin?
Artık geçmişimize bir serçenin gözünden bakabiliyorum sadece.
Hatıralarımız…
Dilencinin mendiline attıkların kadar değersiz;
Ve aç bir çocuğu ölümün pençelerinden almışçasına mağrur!

Birkaç gök gürültüsü ve anlık ışıldamalar…
Midyelerin hissiz şıkırtıları ve kıyayı vuran denizyıldızları;
Fakat hepsinden ziyade cesaret istiyor betimlemek
Her zamankinden daha dehşetlice vuruyor yüzüne ayın şavkı!
O zamanlar bir başka telaşlı olur kaptanlar.
Yirmi dört saatini tamamlamış bir kelebeğin
Titreyen kanat çırpışlarında alabora olmakta güzelim yelkenliler, kale gibi gemiler…
Yelkenliler ki suda narin süzülmeleri
Salına salına yüzmeleri
Dervişane sükunetleri
Bilcümle maşukların kalesi yelkenliler!
Güverteniz kimlere emanet? Dümeniniz kimin elinde?
Yolunuz düşmez mi mavi kokulu şehirlere?

Mavi kokulu turuncu şehirlere…

-Murathan Aktürk-

26 Ocak 2015 Pazartesi

Seni Tekrar Yaşadım.



Bugün seni tekrar yaşadım
Gül kokulu şiirlerde
Saçlarınla baş başaydık
Çiçeklerle dolu bir bahçede.

Laleler secdeye kapanmış,
Sümbüller kıyamda,
Menekşeler seyre dalmış;
Bir tebessüm dudağında.

Karanlık bir gün idi,
Başımızda bir bulut...
Bilmem, var mı çaresi?
Korkma! Geçer, sadece sükut.

Nedir o, hayrola?
Gözlerin mi yaş?
Seni de ben gibi yakan mı var?
Taş kesilsin, taş!

Bakışların zümrüt,
Gözlerin birer kara inci
Fakat bizim gibi bahtsızlar,
Uzaktan sevmelerde birinci.

Bugün seni tekrar yaşadım
Yağmur kokulu kaldırımlarda
Ve bu sefer yapayalnızdım,
Sonbaharın ıslattığı sokaklarda.

26.01.2015 - Kırşehir.

25 Ocak 2015 Pazar

Kış Kadar


Kış kadar güzelsin.
Her solukta ciğerlerimi dağlayan
Kuru ayaz kadar acımasız gözlerindeki parıltılar.
Hayaller katili tebessümün.
Kış kadar güzelsin,
Kar beyazı tenin her dokunuşta
Yakıyor ellerimi harlı ateş misali saçlarının
Omuzlarından beline uzanması;
Bir şelaleden akan serin sular misali.

Kış kadar güzelsiniz bayan;
Fakat ben bu denli soğuğa dayanamam.
Artık bahar gelsin.


04.12.2014 - Kırşehir

22 Ocak 2015 Perşembe

Gece Güneşi



Duyulmaması gereken şeyler vardır;
Bilinmemesi iyi olanlar...
Şuur kapısını her araladığında,
Muhakeme istidadını yakıp yıkanlar...
İçimiz cız eder bir anda,
İşte o zamanlar sarhoş olmalı insan;
Çünkü kalp,
Paramparça olmaya pek bir meyyaldir.

Dönüp bakıldığında geçmişe,
Bir film oluverir hatıralar,
Yaşananlar; bir kor misali düşer insanın yüreğine.
Oturmalı ve viranelere aldırmaksızın yangınlara,
Şiir söylenmeli...

Sen gecelerin güneşi!
Senle parlayan yıldız, artık kayıp...



Murathan Aktürk - 2014

21 Ocak 2015 Çarşamba

İstanbul'a Kar Yağdı Sevgilim



İstanbul’a yağmur yağardı karla karışık
Ah hayallerimiz vardı sevdiğim…
Şimdi sen de biliyorsun,
Her biri bir tarafa saçılmış
İpekten saçların gibi,
Darmadağınık.

Kar yağardı üzerimize uçsuz semalardan.
Artık hayallerimiz,
Anımsamak bile güç biliyorsun,
Oluk oluk kan akıyor
O sıcak, onulmaz yaralardan.

İstanbul’a kar yağdı diye,
Koyar ellerimizi cebimize,
Gezerdik yağmur kokulu sokaklarda;
Her birimiz ayrı divane.

Hani inceden bir kar yağardı;
Tozan “elif elif” diye…
Bitti artık o gezmeler sevdiğim.
Ne kar kaldı ne de o divane.


Murathan Aktürk
30.12.2014 - İstanbul

22 Aralık 2014 Pazartesi

Sarıkamış Harekatı'nın 100. Yıldönümü Anısına



SARIKAMIŞ HAREKATI’NIN GENEL SEYRİ
ÜÇÜNCÜ ORDU
            Osmanlı Devleti’nde kuzey ve doğu bölgelerini korumakla görevli ordu Üçüncü Ordu idi. Başlangıçta Balkanlar'da Selanik merkezli olan ordu 1. Dünya Savaşı ile Erzurum’a taşınmıştır. İlerleyen yıllarda çeşitli nedenlerden dolayı ordu karargahında değişiklikler yapılmış ancak genel olarak doğu bölgesinde tutulmuştur. 1908 yılında II. Meşrutiyet'e destek vermiş ve bu hareketin temel askeri kanadını teşkil etmiştir.
            Birinci Dünya Savaşı sırasında Rus Kafkas Ordusu, Ermeni Gönüllü Tugayları, Ermeni milisleri gibi çeşitli guruplarla mücadele etmiş ardından Sarıkamış Harekatı'nda ezici bir darbe alarak silik bir güç halinde varlığını devam ettirmiştir.

            SARIKAMIŞ HAREKATI
            Kafkas Cephesi, genel olarak bakıldığında, Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin açmış olduğu taarruz cephelerinden biridir. Ancak Sarıkamış hadisesi için bu durum pek de geçerli değildir. Zira ilk saldırıyı Doğubeyazıt'ın kuzeyinden saldırmak münasebetiyle Ruslar yapmıştır. Ufak çaplı tacizlerin ardından gelen bu saldırı 93 Harbi ile kaybedilen Türk ellerini kurtarmak isteyen halk için adeta fitili ateşleyen bir kıvılcım mahiyetine bürünmüştür.
            Savaş hazırlıkları başladığında hem orduya hem bölge halkına bir gayret gelmiştir. Bu durumu savaşta miralay olarak görev yapmış olan Şerif İlden hatıralarında "…kışın şiddetine bakmayarak kadınlar ve çocuklar güle oynaya Erzurum’a kadar sırtlarında ve kucaklarında cephane taşıyacak kadar gayret gösterdiler ve bu toprağın en büyük ve hakiki sahiplerinin ancak kendileri olduğunu tahammülsüz fedakârlıkla ispat ettiler. Halkın yardımlarından elde edilen 15-20 bin kat fanila, çorap, çamaşır gibi eşya Erzurumlular tarafından orduya verildi. Bu yardımlar sonucunda orduya neşe ve direnç geldi." sözleriyle belirtmiştir. Harekat'ın başarısız olmasındaki en büyük etken elbette lojistik yetersizlikti. Türk askeri giyecek ve erzak bakımından oldukça yetersiz durumdaydı. Orduya erzak, kışlık giyecek ve cephane taşıyan Bahriahmer, Bezmialem, Mithatpaşa ve Derne adlı gemilerin Karadeniz'de Rus Donanması tarafından batırılmaları, harekatı etkileyen önemli hadiselerin başında gelmektedir.

            Enver Paşa'nın harekat konusundaki planı Üçüncü Ordu'nun ikisi kuvvetli birisi zayıf olmak üzere üç kıtaya bölünmesi suretiyle kuşatıcı bir operasyon düzenlemekti. Neredeyse bütün askeri uzmanların görüşü, Rus kuvvetlerinin arkasına sarkmanın amaçlandığı bu planın mantıklı olduğu yönündedir.

            İstanbul'dan Erzurum'a gelerek Üçüncü Ordu'nun başına geçen Enver Paşa, "Askerler! Hepinizi ziyaret ettim. Ayağınızda çarığınızın, sırtınızda paltonuzun olmadığını gördüm. Lakin, karşınızdaki düşman sizden korkuyor. Yakın zamanda taarruz ederek Kafkasya’ya gireceğiz. Siz orada her türlü nimete kavuşacaksınız. Alem-i İslam’ın bütün ümidi, sizin son bir himmetinize bakıyor." şeklinde yayınladığı beyanname ile 18 Aralık 1914 tarihinde birliklere taarruz emrini vermiştir. Bu noktada üzerinde durulması gereken bir husus Enver Paşa'nın aceleci davranmasıdır. Konu ile ilgili olarak Ziya Nur Aksun, "Enver Paşa ve Sarıkamış Harekatı" isimli eserinde şu tespiti yapmaktadır: ""Diğerlerinin ayak sürümelerine rağmen, Enver’in harekatta ısrar etmesi, vukuata göre haklı ve çok isabetli görünmektedir. Çünkü, harekatta yapılacak her gecikme, Ruslar’ın Sarıkamış’taki vaziyetini kuvvetlendirecektir." Zira Ruslar ellerinde bulundurdukları demiryolu istasyonları ile her geçen gün bölgeye takviye birlikler, askeri teçhizat ve lojistik destek sağlamaktaydı. Bu duruma mukabil Türk ordusunun ekseriyatını teşkil eden; sıcak iklim bölgelerinden doğuya sevk edilmiş ılıman iklime alışkın askerler giyecek sıkıntısından ötürü her geçen saat daha da zayıf düşüyordu. Bu durumun yanında ordunun yiyecek stokları da pek iyi durumda değildi. Sarıkamış Harekatı'nda 83. Alay komutanı olarak görev yapmış olan Tuğgeneral Ziya Yergök anılarında çok güzel izah etmiştir: ""Orduyu hareketsiz, boşu boşuna durdurmak, tatbikatla uğraştırılsa bile iyi bir şey olmazdı. Muharebeye giren ordu, sonuna kadar muharebe ile uğraşmalıdır. Ordu uygun olmayan şartlar altında bekletilirse, her türlü bulaşıcı hastalıktan erir, mahvolurdu. Düşmanlarımızın yiyecek, içecek, giyecek, yakacak ve cephane kaynakları bitmez tükenmez derecede bol olduğu için, muharebeyi uzatarak kazanmak istiyorlardı. Bu kaynaklar bizde ve müttefiklerimizde az olduğu için, istiyorduk ki bir an önce zafer kazanalım. Bu yüzden taarruz yaza bırakılamaz, sınırlı kaynaklarla muharebe uzatılamazdı."

            Sarıkamış Harekatı’nda Enver Paşa’nın bu tutumu ile ilgili olarak Alman General Liman Von Sanders her ne kadar da kendisinin şahsi hırs ve ihtiraslarının peşinden gittiğini söylemiş olsa da aslında durum Enver Paşa’nın ordusu için en iyi kararı vermesinden ibarettir. 


            Taarruzun Birinci Günü – 22 Aralık 1914
            9. Kolordu’nun sağ ön kolunu oluşturan 29. Tümen Lafsor-Kızılkilise hattına, bu tümenin gerisinden ilerleyen 17.Tümenise Verintop-Kenesor Hattına varmıştır. Sol kolu teşkil eden 28. Tümen ise Şekerli kuzeyinde Kigani-Narman yoluna varmıştır.
            10.Kolordu, ön tarafta 30.Tümen arkasında 32.Tümen düzeni ile Kaleboğazı-Oltu genel doğrultusunda Allahuekber Dağları-Kosor istikametinde ilerlemeye başlamış, çeşitli mevkilerde Ruslara ait artçı kuvvetlerle çatışmalara girmiş ve ufak tefek malzemeler ele geçirmiştir. Akabinde 32. Tümen’in İslamkotik bölgesini ele geçirmesiyle 10.Kolordu Karargahı buraya taşınmıştır.
            11.Kolordu Aras Nehri kuzeyinde kalarak Rusların dikkatini bu bölgeye yoğunlaştırmasını amaçlamış, bu nedenle oyalayıcı ufak taarruzlarda bulunmuştur.
            Harekatın ilk günlerinde hissedilebilir bir Türk üstünlüğü göze çarpmaktadır. Fakat ilerleyen günlerde çeşitli eksikliklerin daha önemli sıkıntılara sebebiyet vermesi bu durumun değişmesine neden olacaktır.
            Birlikler ilerledikçe telefon hatları çekilmiş, ancak malzeme ve personel yetersizliğinden dolayı iletişim sağlanamamıştır. Bu iletişim eksikliği harekat planının sağlıklı işlemesini etkilediği gibi 10.Kolordu’ya bağlı 31. ve 32. Tümenlerin bazı birliklerinin düşman zannı ile birbirleriyle savaşmasına neden olmuştur.
           
            Taarruzun İkinci Günü – 23 Aralık 1914
            3.Ordu karargahı, 9.Kolordu ile birlikte Narman’a gelmiştir. 9.Kolordu’nun böyle ilerleme kaydetmesinin ardından Rus Kafkas Ordusu Başkumandan Yardımcısı, Enver Paşa tarafından Sarıkamış Grubu’nun sağ tarafının kuşatıldığını belirterek Sarıkamış’ın tehlike altında olduğunu bildirmiştir. Bu tarihte 9.Kolordu’ya bağlı birlikler Rusları Oltu’nun doğusuna atmayı başarmış, 1000 esir, 4 top, 4 makineli tüfek ele geçirilmiştir. Aynı gün, 31. ve 32. Tümenler birbirleriyle savaşmış ve yaklaşık 1000 askerimiz şehit olmuştur.
            11.Kolordu gösteriş taarruzlarını artırmış ve bu sayede Rusların dikkatini kendi üzerine çekmek sureti ile 9. ve 10. Kolorduların işini kolaylaştırmıştır. Bu bilgiler neticesinde harekatın ilk iki gününün Türkler adına umut verici olduğunu söylemek mümkündür.

            Taarruzun Üçüncü Günü – 24 Aralık 1914
            24 Aralık günü Rus Kafkas Ordusu Erkan-ı Harbiye’si yaptığı görüşmelerde orduların geri çekilmesi durumu üzerinde durmuş ancak bu görüşmeler esnasında Sarıkamış’ın demiryolu bağlantısının yardım alınmasını kolaylaştıracağının da üzerinde durulmuştur.
            9.Kolordu’ya bağlı 29.Tümen Bardız’ı ele geçirerek oldukça stratejik bir noktayı kontrol altına almayı başarmıştır. Bu tarz olumlu gelişmelerin ardından Enver Paşa, Sarıkamış’a girilmesi emrini vermiştir. 24 Aralık tarihinin harekâtta dönüm noktası olduğunu söylemek pek de yanlış olmaz. Zira Binbaşı Nasuhi Nasuhi Bey’in Ruslara esir düşmesiyle düşman harekât planını öğrenmiş ve bu çerçevede yeni kararlar almıştır. Ayrıca bu tarihte 9. ve 10. Kolordular ağır hava şartları nedeniyle ciddi kayıplar yaşamışlardır.
24 Aralık 1914 tarihinde 11.Kolordu için bir belirsizlik hakimdir zira sis her tarafı kaplamış ve düşmanın ne yapmaya çalıştığı ile ilgili olarak bir fikir edinilmesini imkansız kılmıştır. Ancak sisin ortadan kalkmasıyla 33.Tümen birlikleri yaptıkları başarılı saldırılarla Rus birliklerini dağıtmış ve geri çekilmek zorunda bırakmışlardır.
Taarruzun Dördüncü Günü – 25 Aralık 1914
25 Aralık günü Enver Paşa’nın talimatıyla Türk taarruzunun başladığı gündür. 9.Kolordu 29.Tümeni ile Sarıkamış’a hareket etmiştir. 10.Kolordu’nun da bölgeye intikal etmesiyle birlikte Sarıkamış’a girildiğinde birliklerin sayısında büyük bir azalma olduğu ortadaydı. Soğuk, açlık ve tifüs gibi salgın hastalıklar Türk ordularını eritmişti. 25 Aralık tarihinde Sarıkamış’ın zapt edilememesi kaçırılan en büyük fırsat olmuştur. Oysa 25 Aralık günü oldukça yorgun ve bitkin düşen birliklerin dinlenmesi amacıyla taarruz durdurulmasaydı, henüz yeterince önlem alamamış olan Ruslardan hedeflenen Sarıkamış’ın alınması an meselesiydi.
Taarruzun Beşinci Günü – 26 Aralık 1914
Kolorduların birbirinden 20 Aralık tarihinde ayrılmasından sonra 3.Ordu Merkez Karargahı ile Allahuekber Dağları’nı aşarak gelen 10.Kolordu arasında ilk bağlantı bugün kurulmuştur.
9.Kolordu’da, bir önceki gün yapılan taarruzun ardından çevredeki ormanlara dağılan eratın toplanması zarureti doğmuştur. 9.Kolordu ile birleşmek için Hafız Hakkı Paşa önderliğinde Allahuekber Dağları’nın en yüksek tepelerini aşan 10.Kolordu yolculuk esnasında mevcudunun 1/3’ünü kaybetmiştir.
9.Kolordunun yaptığı taarruzların ardından birlikleri dağılmıştır. Her ne kadar dağılan eratın toplanması için çeşitli çalışmalar yapıldıysa da emir komuta zincirinde büyük aksaklıklar baş göstermiş, bu da harekâtın seyrini etkilemiştir.
Orduların büyük ölçüde asker kaybetmesi hem moral bozukluğuna neden olmuş hem de bunun beraberinde getirdiği çeşitli eksiklikler harekâtın kırılma noktası olmuştur. 26 Aralık 1914 tarihi rollerin değiştiği gün olmuş ve Ruslar Sarıkamış’taki vaziyetlerini güçlendirmelerinin akabinde taarruzlara ağırlık vermişlerdir.

            Ruslar, gittikçe kötüye giden hava şartlarını da fırsat bilerek 4 Ocak 1914 tarihinde kesin hücuma geçmişlerdir. 5 Ocak tarihindeki Rus taarruzunda 9. Ve 10. Kolorduların başında bulunan Enver Paşa 11. Kolordu’dan beklediği yardımı bulamamış ve bunun üzerine vasiyetini kaleme almıştır: “Ruslara taarruz edildi, fakat mağlup edilemedi. Şimdi, 11. Kolordu ve süvari fırkasını bekliyorum. Gelir ve yetişirse, düşmanı bozacağım. Fakat gelmeden düşman, zayıflamış kıtalarımıza taarruz eder ve taarruzda muvaffak olursa, o vakit ordu mahvolmuş demektir. Şimdiye kadar asker ve zabitler, hiç kusursuz harp ettiler. Her manevrayı yaptılar. Bu halde vasiyetim: Ben vazifemi yaptığımı sanıyor ve öyle ölüyorum. Düşmana, sonuna kadar karşı koyunuz. Her halde sonunda muvaffak olacağız. Ben, kalben müsterih olarak ölüyorum. Yaşasın dinim, vatanım, padişahım!”.
            5 Ocak tarihinde gerçekleşen Rus taarruzu artık rollerin değiştiğini gösteriyordu. Enver Paşa son bir umut olarak 11. Kolordu’yu tekrar işlevsel hale getirmek amacıyla bölgeden ayrılmış ve bölgedeki birliklerin komutanı olarak Hafız Hakkı Paşa’yı atamıştır. Enver Paşa 11. Kolordu ile bölgeye geri dönmenin planını kurarken Hafız Hakkı Paşa orduları başarılı bir çekilme planı ile yeni bir savunma hattında tutundurmayı başarmıştır. Bunun üzerine Enver Paşa, “Askerler! Hemen bir ay oluyor ki, içinizde bulunarak günlerce devam eden muharebelerde, düşmana nasıl saldırdığınızı gördüm. Bu uğurda sarf ettiğiniz gayretler, hiçbir vakit kaybolmayacaktır. Bundan dolayı sizi, Padişahınız ve Halifeniz başta olduğu halde, bütün millet tebrik ediyor. Ben yine İstanbul’a dönüyorum. İnşallah, bundan sonra da büyük muvaffakiyetler kazanarak, düşmanı bir daha baş kaldırmayacak derecede kahreder ve şehitlerimizin ruhunu şad edersiniz. Sizi Allah’ın birliğine havale ederim. Unutmayınız ki, Allah her an yardımcınızdır.” Şeklinde bir beyanname yayınlayarak İstanbul’a geri döner.

            Sarıkamış Harekâtı’nda, kaybedilen asker sayısı ile ilgili olarak çok farklı rakamlar zikredilmektedir. Liman Paşa’ya göre 42.000 askerimiz şehit olmuştur ancak birçok tarihçi bu sayının 50.000 ila 60.000 arasında olduğunu kanısındadır. 90.000 rakamı ise sadece Rus resmi kaynaklarında geçmektedir. Rus ordusu ise açıklanan resmi kaynaklara göre 32.000 asker kaybetmiştir ancak resmi kaynakların dışına çıkıldığında bu sayının artış gösterdiği bilinmektedir.
            Sarıkamış Harekatı, askeri bir yenilgi ve Türk Milleti’nin yazdığı destanlardan yalnızca biridir. Sarıkamış Harekatı değerlendirilirken akıldan çıkarılmaması gereken en önemli nokta budur.
            Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Murathan AKTÜRK
           
Aksun, Ziya Nur, Enver Paşa ve Sarıkamış Harekatı, Yay. Haz. Erol Kılınç, İstanbul, 2006
Alşan, Songül, Sarıkamış Kuşatma Harekatı Ve Şehitlikleri, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2014

Tekin, Zafer (2014), Sarıkamış Harekatı, http://sahipkiran.org/2014/01/02/sarikamis-harekati/ erişim:17 Aralık 2014