17 Nisan 2015 Cuma

Yelkenli



Bugün inceden bir yağmur çiseledi.
Saatler gece yarısına yaklaşmakta iken
Akrep ile yelkovanın heyecanlı koşuşturmaları arasında
Ne tarifsiz hisler belirdi yüreğimin en kuytu
Ve bir o kadar da karanlık köşelerinde.
Sen bunu bilemezsin;
Ben İstanbul'un en lüzümsuz semtlerinde
En kirli sokaklarındaki bir kaldırım taşında
Ömür sigaramdan bir nefes daha tükettim.
Kah bir yerlere koşuşturan insan seline kattım ruhumu
Kah kimsesiz bir ölüme koşan bir tinerci siluetine bürüdüm.
Senin haberin yoktu,
Gökyüzündeki kuyruklu yıldızlarla avarelik ettim.
Harcadım kendimi milyonlarca sokak lambasına meydan okurcasına,
Mavi kokulu turuncu şehri ararken ben,
İlkbahara değin saklarken portakal ağaçları meyvelerini,
Akşam sefaları gün ışığına çoktan talip olmuşken
Beni neden karanlıklara gömüverdin?
Artık geçmişimize bir serçenin gözünden bakabiliyorum sadece.
Hatıralarımız…
Dilencinin mendiline attıkların kadar değersiz;
Ve aç bir çocuğu ölümün pençelerinden almışçasına mağrur!

Birkaç gök gürültüsü ve anlık ışıldamalar…
Midyelerin hissiz şıkırtıları ve kıyayı vuran denizyıldızları;
Fakat hepsinden ziyade cesaret istiyor betimlemek
Her zamankinden daha dehşetlice vuruyor yüzüne ayın şavkı!
O zamanlar bir başka telaşlı olur kaptanlar.
Yirmi dört saatini tamamlamış bir kelebeğin
Titreyen kanat çırpışlarında alabora olmakta güzelim yelkenliler, kale gibi gemiler…
Yelkenliler ki suda narin süzülmeleri
Salına salına yüzmeleri
Dervişane sükunetleri
Bilcümle maşukların kalesi yelkenliler!
Güverteniz kimlere emanet? Dümeniniz kimin elinde?
Yolunuz düşmez mi mavi kokulu şehirlere?

Mavi kokulu turuncu şehirlere…

-Murathan Aktürk-

0 yorum: