21 Nisan 2015 Salı

Gölgelerin Deşifresi




Yalnızlık iliklerime su diye karıştırdığım bir merhem. Kazıdıkça kanatan, kanadıkça rüzgarın nemli okşayışlarında can veren.  Hüzünse diğer adı ümitlerimin. Sessizliğin göbek adı. Rüzgarlarında savrulan bir yaprak gibi çaresiz ve inatçı aslında. Yürek mi yürek bir kuş gibi sensizliğin çözümlenemeyen şifresi aslında! Öyle bir şifre ki gölgem desen, güneş hiç doğmayacak sanki, gözyaşım desem yağmurlar susacak hep ilkbahar meltemi savuracak yüreğimi. Ve işte son nefes alış verişlerimde hep bir huzursuzluk melodileri fısıldar oldu şu kırılgan yıldızlar. Bilirsin, ben gözyüzünü severim, naiftir, hassaslığı küskün diline vuran fırtınadan bellidir, duygusallığı ise yüreğine savurduğun barikatları eze eze geçen ılık rüzgarlarından anlaşılır. Merhamet dikenleri nankörlüğünü diline doladığın bir kedi gibi olur artık, ürkekliği öyle belli olur ki anlaşılan kanayan sen değil de anılarım aslında. Özlenen akıp giden binlerce dikenli damlalarım belki de. Özlenen şu buğulu camı okşadığım nefesim sayesinde sevda bataklığına saplanmış parmak uçlarımla yazdığım adın belki. Söylenenler ise hep aynı; "Ben yoksam ve yitirilenler umudun gölgesinde güneşleniyorsa yoksa ayrılığın gözyaşlarına sığınan yağmurlar sen bir hiçsin yürek burkan inci tanem!" Sonra sorgularsın kendini birden bire; "Gözyaşlarının ıslattığı gözler nasıl olur da alevlerle kanayabilir?" diye. İşte bütün meselen budur "Günah kokan diller nasıl sevabı okşayabilir ki!"


Melisa AYDEMİR



0 yorum: