Sabah
kalktığımda kendimi farklı bir yerde bulacağımı -rüyaların etkisi bu olsa
gerek- düşünüyorum, aynı yer, aynı yatak, aynı duvarlar ve hayatın üzerinde
bıraktığı yarım kalan –bir şekilde biriken- düşler. Devam etmek, en azından
belki de bu hayatın ta kendisi. Esnekliğini akan kum tanelerine borçlu
kırgınlıklarım, en azından onlara yeniden bir şans vermek adına. Zamanla
değişmeyeceği savunulan doğrular geçmişe mahkûm yaşayarak yanlışın bir parçası
oluyor. Giderek yaşama benzeyen tekdüze hayaller, çizgi üzerine sıralanan
kelimeler –eğik yazmayı hiç beceremedim-, üzerimde vefa borcu bıraktığım beklentilerim.
Arz talep üzerineydi hayattan tüm istediğim, ne kadar istedimse, o kadar
uzaklaştı.
Bazen de bunu
bir çıkış gibi gördüm, bir uzaklaşma, bir yakarış; Kelimelere sımsıkı sarılarak
onları her an yanımda tutmaya çalışmak –sanırım kendimi en rahat böyle ifade
ediyorum-. Gecenin karanlığı etrafa serpilmeye başladığı zaman bir tek an’lar
benimle kalıyor. Yanımda yanan sokak lambası, tütünden çıkan dumanı seyrediyor,
kendimce her dumana bir şeyler çiziyor, hayallerimi görüyorum onlarda. Rüzgâr
da dost bu gece bana, hayallerime sahip çıkmam için sakince beni seyrediyor,
sokak lambasının ışığı bir azalıyor bir artıyor-. Artık her şey mümkünmüş gibi.
Mevsimsiz Sohbet

0 yorum:
Yorum Gönder